OZAN DEMİRALP

COVİD-19’UN İLACI KANT ETİĞİ Mİ?

Salgınla birlikte evlere kapananlar, izlediği filmleri, okuduğu kitapları, entelektüelliğin göstergesi sayılabilecek sanal müze gezilerini, Anderea Bocelli’nin Milano Duomo di Milano katedralindeki konserini tavsiye listesine ekleyerek geniş kitlelere ulaştırma yarışına girdi. Bu listelerde yer alanların tavsiye edilenlerce izlenmesi, okunması, gezilmesi ya da takip edilmesi ne kadar gerçekleşti bilemesek de tek bildiğimiz bu tavsiyelerin hızlıca büyük kitlelere ulaştığı gerçeği. İçinde bulunduğumuz dönemin “salgın” içerikli geçiyor olması da kitaplarda David Mood’nin “Salgın”ı, Saramago’nun “Körlük”ü, Camus’un “Veba”sını öne çıkarırken filmlerden de “Contagion”, “12 Monkeys” “Outbreak” vb. öne çıkardığını söyleyebiliriz. İnsanların kendilerini güvende hissetmedikleri böyle dönemlerde benzer durumlar içeren kitaplar okuması ya da filmler izlemesi onların güven duygularını arttıran ve kitabın/filmin sonundaki mutluluğa ulaşma umudunu yeşertmelerini sağladığını söyleyebiliriz.

Bu süreçte dışarıda virüsün hızla yayılması, mutasyona uğrayarak değişik formlarda insanlığı etkiliyor olması derken evde kalmak zorunda olanlar da yukarıda saydığımız şekilde kendilerine tavsiye edilenlerle vakit geçirmeye çoktan başlamışlardı bile. Televizyon platformlarında bir çok filme maruz kalan insanların bazıları o tavsiye listelerine girmeyen 1 saat 53 dakikalık bir filmi izledikten sonra durup koltuklarına şöyle bir yaslanıyorlardı. 2019 yapımı filmin içinde bugünlerde çokça aşina olduğumuz Covid-19 tespiti için kullanıldığı gibi sürüntü çubuğu ile boğazdan alınan parçayla virüs testi yapılması, çocuğun tabletle uzaktan eğitim alması, tıbbi müdahale öncesi 3D yazıcılarla üretilen koruyucu siperlikli maske kullanılması, filmdeki kızın sürekli kişisel temizliğini yapması ve kıyafetlerini dezenfekte etmesi ve tabii ki bir virüsün insanlığın sonunu getirmesi filmin içine serpiştirilmiş ve ana konunun önüne çok da geçmeyen hususlar diyebiliriz. Bahsettiğimiz film “I am Mother” ve sadece iki aktörün ve bir robotun oynadığı bir Avusturalya filmi. Filmde “anne” olarak isimlendirilen droid olan robot, insanlık yok olmadan önce yapay zeka olarak kodlanmıştır. Görevi de virüsten tecrit edilmiş alanda bulunan embriyoların bilimsel yöntemler ile 24 saat içinde bebek olmasını sağlamak ve doğan çocukları büyütmektir. Dış dünyadan tecrit edilmiş mekanda robot tarafından büyütülen filmdeki kodu ile apex03, robotun film boyunca seslenişi ile “kızım”ızı tablet üzerinden tıp ve ahlak eğitimi verdiği sahneler filmin içerisine ustaca yerleştirilmiş durumda. Film boyunca anne robotun kızının iyiliği için uğraşması hatta onu çok zaman ısı yayarak göğsüne basması ya da kızın anne robotun omzuna yaslandığı sahneler de Harry F. Harlow’un “Sahte Anne Deneyi”ni akıllara getiriyor. Hatırlanacağı gibi Harlow kurduğu deney düzeneğinde doğumdan hemen sonra annelerinden ayrılan yavru maymunlar için iki farklı şekilde dizayn edilmiş anne figürleri kullanmaktadır. Birinci figür havluyla kaplı ve yumuşak bir tasarıma sahipken, ikinci figür tamamen demirden oluşan, sert fakat yavru maymunların süt içebildikleri, yani karınlarını doyurabildikleri bir figürdür. Deneyin başlaması ile birlikte maymunlar acıktıkları zaman, süt içmek amacıyla demir düzeneğin yanına giderken, diğer bütün zamanlarını yumuşak düzenek üzerinde geçirdikleri görülmüştür. Biyolojik annelerinden ayrılan maymunlar yapay olarak oluşturulan sıcak anne ve soğuk anne arasında seçime zorlanmış ve yavru maymunlar tercihlerini beklenenin aksine yumuşak peluşla kaplı düzenekten yana kullanmışlar, sadece süt içmek amacıyla demir düzeneği kullanmışlardır.

Sonrasında farklı bir düzenekte ise demirden yapılan figürler ısıtılırken, yumuşak olan figür soğuk bırakılmıştır. Bir süre sonra yavru maymunların zamanlarını demirden yapılan fakat sıcak olan sahte annenin yanında geçirmeye başladıkları görülmüştür. Bu deney sonucunda yavru maymunların tercihleri şu sonuçları ortaya çıkarmıştır: Anne sadece beslenme ihtiyacını değil, aynı zamanda sıcaklık ve konfor ihtiyacını da karşılamaktadır. Sadece beslenme anne-bebek bağlanmasını açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Daha sonraki dönemlerde Harlow, annelerinden ayrı kalan ve izole edilmiş yavru maymunlar üzerindeki deneylerine devam etmiştir. İleriki dönemlerde bu maymunların sosyal uyumsuzluk yaşadıklarını gözlemlemiştir. Ayrıca kendi yavrularına karşı da ilgisiz olduklarını, normal bir ortamda yaşayan diğer maymunlardan farklı davranış tepkileri geliştirdiklerini de belirtmiştir. Sahte anne deneyinin, sonuç olarak maymunların sadece bebeklik yaşantılarının geçtiği dönemi değil, ileri dönem yaşantılarındaki ilişki kurma becerilerini, sosyal tepkilerini ve kendi yavrularına karşı davranışlarını da şekillendirdiğini görmekteyiz.

Filme dönecek olursak filmin en önemli sahnelerinden bir tanesinde anne robotun kızının hazırladığı bir sınav için ona tıp eğitimi verdiği görülmektedir. Ekranda elektronik çizim ile 5 kişi gözükmektedir. Öğretmen edası ile tahtada ders anlatan robot, derslikte sırasında oturan kızına bu beş kişiden dördünün organ bağışına ihtiyaçları olduğunu, diğer bir kişinin de bir hastalığının bulunduğunu ama kısa vadede onu tedavi etmezse öleceğini ve diğer insanlara organları ile yarar sağlayabileceğini belirttikten sonra şu soruyu sormaktadır; “Sen bir doktor olarak ne yaparsın? Tek hastayı iyileştirerek dördünün ölmesine mi yol açarsın yoksa bir kişiyi tedavi etmeyerek diğer dört kişinin organ ihtiyacını mı karşılarsın?”. O an oluşan boşluktan sonra robotun repliği şu şekilde ilerlemektedir. “Senden bir kişinin ölümü ile diğer dört kişinin kurtarılması beklenir. Toplumsal fayda açısından gereken budur.” Buna itiraz eden kız bunu kabul etmediğini, bu dört kişinin iyi insanlar olup olmaması, topluma faydalı işler yapıp yapmamalarının etik açıdan kararını etkileyeceğini belirtirken filmin en çarpıcı öğelerinden birini ortaya koymaktadır; Kant etiğine göre böyle!” der. Filmin ilerleyen bölümlerinde şunu görürüz ki insanlık bozulan düzeni içinde kendisini bir virüs ile yok etmiş ve kendi oluşturduğu yapay zekaya sahip robot anne ile mükemmel ahlak anlayışına sahip, tıp eğitimi alan ideal insanı yetiştirmektedir. İnsanlığın devamını da bozulan düzenin aksine bu ideal insanlar sağlayacaktır.

Filmin devamı çekilir mi bilinmez ama bildiğimiz ve bugünlerde çokça da tartıştığımız konuların başında bozduğumuz ekolojik denge, doğal kaynakların kotrolsüz kullanımı, iklim değişiklikleri, insanlar arasındaki sınıfsal ve ekonomik farkların artması ile bu virüsün ortaya çıkışı arasında bir bağlantının olduğu. Bundan önce de doğa bilinci, etik davranış biçimi ve kaynakların dengeli kullanılması gibi konular çokça savunuluyor olsa da bu konularda daha çok marjinal grupların sesi yükseliyordu. Pandemi sonrası ise ülkelerin silahlanmanın yanı sıra sağlık, açlık, sosyal güvenlik gibi sosyal devlet konularını daha öne alacağını öngörmek çok da zor olmasa gerek. Özellikle sağlık sistemi çöken ülkelerin kontrolsüz büyümeye bıraktıkları sistemlerini toplamakta zorlandıkları görülüyor. Tüm dünyaya hakim olan kapital gücü elinde bulundurma hırsı günümüz insanının da en öne çıkardığı özelliklerinden bir tanesi olmuş durumda. Ülkeler silahlanma ve ekonomik olarak büyüme derdine düşmüşlerken ülke insanları da dolup taştıkları plazalarda makamın, mevkinin ve paranın hırsı ile büyüme derdine düşmüş durumdalar. Aynı insanlar salgın sebebi ile çıkamadıkları evlerinden uzaktan gece gündüz çalışırken, “iyi” meslek sahibi olmalarını istediklerini çocuklarının gece gündüz uzaktan eğitim almasının derdini de devam ettiriyorlar. Yine aynı insanlar tavsiye ile koşarak gittikleri alışveriş merkezlerindeki restoranda, mağazalarda oluşturdukları yığını bu günlerde internet üzerinden tavsiye edilen kitapları okuyarak, filmleri izleyerek hatta ismini ilk kez duydukları müzeleri sanal olarak gezerek, adını ilk kez duydukları Anderea Bocelli’nin Milano Duomo di Milano katedralindeki paskalya konserindeki ilahileri izlerken oluşturuyorlar. İnsanoğlu resmen yığın olmaya alışmış, alıştırılmış durumda. İnsanlar bir çok salgın filminde olduğu gibi birbirlerini eziyor hatta birbirlerinin etini yiyorlar. İnsanoğlu çalıştığı yerleri gökyüzüne doğru dikmiş, yönünü uzaya çevirmiş ve uzaydan gelecek düşmana karşı önlemler alıp yapay zekanın kurgusunu oluşturmaya çalışırken ona nefes aldıramayan bir virüs ile karşılaştı. Üstelik de ilk önlem olarak ellerini yıkaması mesajı ile…Günümüz insanı hızla koşarken, büyük kalabalıklar oluştururken, bu kalabalıkların üstüne basarak yükselmeyi etik değerlerden saymaya başlamışken ve taktığı görünmeyen maskelere toplumsal rol, statü demişken her şeyin başa dönmesi ile ellerini yıkamaya başladı ve taktığı görünür maskenin içinde dolaşan kendi nefesini koklamaya başladı. Üstelik, çalışma hayatı içinde nice emekçi onun ağzının kokusunu çekerken…

Etik değerlerden uzaklaşan insanlığı, covid-19 virüsü kendisine getirecek midir bilinmez ama bildiğimiz tek şey insanoğlunun etik değerlerini tekrardan sorgulama gerekliliğidir. Bahsettiğimiz filmde virüsten sonra oluşturulmak istenen ideal insanın sahip olması gereken Kant’ın etiğidir. Kant, etiği; “Belirli nesnelerle ve bu nesnelerin bağlı olduğu yasalarla ilgili olan içerikli felsefeden özgürlüğün yasalarına ilişkin olanına etik denir.”  şeklinde tanımlar.  Bu tanım ile Kant etiği özgürlükler ile eşletirirken kişinin ödeve uygun olarak gerçekleştirdiği davranışlar ile ödevden dolayı yaptığı davranışlar arasındaki farkı ortaya koyar. Toplumsal bir ödev yerine getirilirken iyi niyetin öne çıkarılması önemlidir. Günümüz toplumunda da kişinin ödeve uygun davranması gerekir. Burada ödevi içselleştiren birey artık ödevi yerine getirmek için çıkarlarını da gözetme başlar. Günümüzde Amerika’da bir çok şirkette yalan söylemek etik olmayan davranışlar arasında sayılmamakta. Bunun mazereti de kar odaklılık, kişiye ve şirkete yarar sağlamayı getirmesi şeklinde mantığa dayandırılmış durumda. Özetle denilebilir ki kişiler çıkarlarına göre kendi etik değerlerini oluşturmaya başladıklarında davranışın etik olup olmaması kişinin iyi niyetine bağlı bir durum olmakta. Toplumsal ödevden dolayı gerçekleştirilen davranışta ise iyi niyet bulunur. Araba ile giderken boş yolda kırmızı ışığın yandığını gördük. Herhangi bir kamera veya polis de yok. Bu yasağı çiğnediğimizde daha doğrusu toplumsal ödevi kamera ve polis için  gerçekleştirmediğimizde zaman kazanıp yolumuza devam edeceğiz. Kant’a göre ahlak değerini kişi ne polise göre ne de kameraya göre oluşturmalıdır. Kişinin kendisine görev olarak bildiği içselleştirilmiş şekilde iyi niyetle o yolda bir tehlike oluşturmamak adına kırmızı ışıkta durmasıdır. Bir etik değerin oluşması için günümüz dünyasında özgürlük kavramının yeniden tanımlanması ve iyi niyet tohumlarının insanlığa yeniden ekilmesi gerekiyor. Belki virüs ile evine dönen ve ellerini yıkayan insanoğlu; durarak, düşünerek, doğrularını yeniden tanımlayarak ve daha yavaşlayarak sosyal mesafenin anlatmak istediği “yığın halinde olmayın” mesajını da doğru algılarak etik davranışa ulaşabilecektir. Günümüz insanının en büyük eksikliklerinden bir tanesi de Horlow deneyinin yavru maymunları gibi şevkatten, duygudan uzak aile, okul, eş ve iş ilişkileri yaşıyor olmasıdır. Belki bir robotun ısı yayarak ya da Harlow’un demir figürleri ısıtması ile canlı yavrular o an için kendilerini iyi hissetseler de gerçek sevginin olmadığı yerde hiçbir canlının içi ısınmayacaktır. Covid-19 virüsüne karşı ilk tedavi bilindiği gibi hastalığı geçirmiş bir kişiden alınan plazma ile yapılan antikor tedavisi ile sağlandı. İnsanlığın da tedavisi makam, mevki ve para ile büyüme hırslarını bir kenara bırakmış ve iyileşmiş insanlardan zerk olan sevgi ve iyi niyet ile olacaktır. 

Ozan DEMİRALP

Twitter: @Ozan_Demiralp 

Kaynaklar:

http://newspdr.com/sahte-anne-deneyi-ve-harry-f-harlow/614

Emanuel Kant`ın Ahlak ve Etiğe Bakışı/Erol Ercan