YRD. DOÇ. DR. GÖKHAN ÖZTÜRK

STEM Eğitimdeki Geri Kalmışlıktan Çıkış Reçetesi Değildir

STEM terimi İngilizceden Türkçeye çevrilmemiş hali ile Science (Bilim), Technology (Teknoloji), Engineering (Mühendislik), Mathematics (Matematik) alanlarının ilk harflerinden oluşan bir akronimdir. Daha sonraları ülkemizde FETEMM ya da BİLTEMM gibi adlarla uyarlanmaya çalışılsa da Milli Eğitim Bakanlığının raporunda STEM olarak kullanılmasıyla orijinal hali ile kullanılmaya devam edilmiştir. STEM terimini bu aralar özellikle okul çağında çocukları olan aileler ve eğitimciler sıkça duymaktadırlar, ancak sanılanın aksine STEM teriminin çıkış noktası eğitim değil ekonomidir. STEM terimi bilim, teknoloji ve temel bilimler alanındaki meslek ve çalışma alanlarının tamamına verilen genel bir addır. Daha önceleri temel bilimler, mühendislik bilimleri ve ilgili alanlar ayrı ayrı anılırken, disiplinler arası çalışmaların artması ve teknoloji uygulamalarına yönelik yeni akademik çalışma gruplarının oluşmasıyla tüm bu alanlar STEM çatısı altında sınıflandırılmaya başlanmıştır.

Son yıllarda gelişmekte olan teknolojiler dünyadaki üretim şeklini önemli şekilde değiştirmektedir ve bu değişim sonucunda ekonomide yeni bir dönemden bahsedilmektedir. Ekonomistlerin endüstri 4.0 dedikleri bu yeni paradigma insanların yerine üretimde robotların ve otomasyonun ön plana çıktığı, insanın sürece fiziksel güçten çok zeka ve belgisiyle katkı sağlayacağı öngörülen, insanın yaratıcılığının ve problem çözme becerilerinin ön plana çıktığı bir döneme işaret etmektedir. Bahsedilen değişim öngörünün ötesine geçmiş ve hali hazırda yaşanmaktadır. Örneğin akıllı şehirler, otonom araçlar ve sistemler, çevreci teknolojiler ekonomilerin lokomotif alanları olmuştur. İnsanlar mağazalardaki raf ürünlerinden çok bu ve bunun gibi teknolojilere ilgi duyar ve para harcar olmuşlardır.

Ekonomideki bu değişim öncelikle ABD gibi ülkeleri düşündürmüş ve mevcut eğitim sistemleri ile Çin ve Hindistan gibi ülkelerin STEM alanlarında çalışan insan gücünü kendilerinin yetiştiremeyeceğini öngörmüşlerdir. Bu nedenle 2009 yılında Obama yönetimi STEM alanlarına politikalarında yer vermiş ve STEM eğitimi reformu ihtiyacını ortaya koymuşlardır. Bunun sonrasında, öncelikle ABD ve diğer ülkeler eğitim alanında STEM eğitimi konusunu dikkatlice incelemiş ve çalışma alanları arasına katmışlardır. STEM eğitimi terimi yaklaşım olarak STEM alanlarının entegre şekilde öğretilmesi ve yetişen bireylerin bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarına hakim bireyler olarak yetişmelerini amaçlar. Felsefe olarak, eğitimin alan temelli öğretimin ötesine geçip entegre alanlar halinde verilmesini amaç edinir. Finlandiya gibi bazı ülkelerde entegre edilmiş fen alanları eğitimini programlarına alma kararı vermişlerdir. Yanlış anlaşılmaması gereken nokta doğal ya da tabiat bilimler eğitiminin ortadan kalkması değil fakat bireylerin sahip oldukları fizik, kimya matematik gibi alan bilgilerini eğitiminde daha yeni olan mühendislik, tasarım ve inovasyon becerileri ile birlikte çözüm ve tasarıma dönüştürme becerilerini kazandırmaktır. Bu bağlamda yeni ekonomi paradigması denen endüstri 4.0’a yönelik insan gücü yetiştirme gibi bir gayesi vardır.

Türkiye’de STEM eğitiminin durumu nedir?

STEM eğitimi 2009 yılı sonrasında ABD’den yeni dönmüş küçük bir akademisyen grubu tarafından ülkede teori ve pratikte uygulanmaya başlamış ve bu kişiler STEM eğitimi alanında akademik ve saha çalışmalarına imza atmışlardır. Takip eden yıllarda bu alana ilgi artmış, akademide ve özellikle özel okulların Türk eğitiminde öne çıkmasıyla akademi-okul iş birlikleri ortaya çıkmış, takip eden yıllarda STEM eğitimi ile ilgilenen büyük ve küçük gruplar oluşmuştur. An itibari ile de özellikle özel eğitim kurumları arasında bir fırtına etkisi ile yayılmaktadır. STEM alanına bu ilgi ve alaka bireysel çalışmaların ötesine 2016 Haziran ayında Millî Eğitim Bakanlığının STEM eğitimi raporu ile devlet politikası olarak ta STEM eğitiminin benimsendiği ortaya çıkmıştır. Takip eden aylarda TÜSİAD’ın STEM eğitimi ile ilgili bir toplantısı olmuş ve rekabetçi bir ekonomi için bu tip bir eğitimin benimsenmesi yönünde açıklamaları olmuştur. Devlet ve güçlü sivil toplum kuruluşlarının STEM eğitimine yönelmeleri ile STEM eğitimi Türkiye’de daha sağlam bir zemin kazanmıştır.

Milli eğitim Bakanlığı STEM eğitimi raporunda okullar ve üniversiteler için stratejiler belirlemiş ve çeşitli önerilerde bulunmuştur. Bu öneriler arasında okulların, öğretmenlerin ve üniversitelerin STEM eğitimine yönelmeleri, altyapı ve laboratuvarlarını STEM eğitimine uygun hale getirmeleri ve özel sektör gibi diğer paydaşlarla iş birlikleri geliştirmeleri amaçlanmış ve önerilmiştir. Ancak STEM eğitimine geç gelen bu ilgi ve alaka çeşitli sorular akla getirmektedir.

Türkiye de her zaman olduğu gibi bu değişim ve yeni fikrin gecikmeli takipçilerinden olmuştur. Eğitim alanında uzmanlaşmış kişiler bilirler ki Türkiye’deki Fen Eğitimi müfredatları kuram ve uygulama olarak Amerikan eğitiminin sıkı takipçileridirler. Bu sebeple Öğretim Programları başlıklar ve içerik açısında yüzeysel de olsa benzerlikler göstermektedir. STEM eğitimi de bu şekilde önem kazanmış bir eğitim yaklaşımıdır. Avrupa ülkelerinde STEM eğitimi çalışılsa da daha temkinli ve bilimsel eğitimi ikinci plana atmayacak şekilde yer bulmaktadır.

Riskler ve öngörüler nelerdir?

Akademinin, yani eğitim fakültelerinin STEM alanına ilgisinin geç sonuçlar vermesi ve bu alanda gerçekten STEM deneyimine sahip kişilerin az olması, farklı isim ve şekillerde STEM eğitiminin eğitim kurumları arasında bazen gerçek, bazense bir moda şeklinde yayılması ve uygulanması şeklinde sonuç bulmuştur. Bu işi çok iyi ve başarılı yapan ve STEM eğitimi konusunda örnek olacak işler ortaya koyan akademisyenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadardır. Özellikle fen ve matematik eğitim alanlarında birçok akademisyen bu alana yöneldiklerini söyleseler de eğitim fakülteleri yapı ve personel olarak bu iddianın çok gerisindedir. Örneğin, STEM eğitiminin bize en yeni olan kısmı mühendislik eğitimi alanıdır, ve üniversitelerimizin bir çoğunda bu alanın uzmanı ya da mühendislik kökenli akademik kadrolar yer bulmamakta ya da kabul görmemektedir. Bunun yanında, öğretmen eğitimindeki ders programları STEM eğitimine yönelik dersleri barındırmamaktadır. STEM eğitimi alanındaki dersler henüz yüksek lisans ve doktor seviyesine kalmaktadır. Öğretmen adaylarının STEM eğitimi ile ilgili derslere ulaşımı yeterince sağlanmalıdır. Bunun nedeni ise her alanda olduğu gibi günümüz dünyasında bir konuda geri kalmanın durmakla aynı anlama geldiği hızlı bir çağda yaşıyor olmamızdır. STEM eğitimi, 2000’lerin sonunda dünyada uygulanmaya başlanırken bizim yeterince yetişmiş akademisyenimiz olmayışı ve bu yaklaşık on yıllık gecikme kapanması zor bir açıklık oluşturmuştur.

STEM eğitimini sadece robot yapmak ya da kod yazmak değildir.

Diğer bir konu ise mevcut öğretmenlerin STEM alanında eğitilmesidir. Birçok güzel uygulamanın yanında STEM eğitimini sadece robot yapmak ya da kod yazmak olarak belirli örnek uygulamalarla sınırlandıran birçok STEM ile ilgili öğretmen eğitimi yapılmaktadır. Bu örnekler STEM eğitiminin parçasıdır, ama kendisi değildir. STEM eğitimi günümüz ve geleceğe dair çözümler üreten, bu çözümler için ürün tasarlayıp bunu ekonomik bir katkıya dönüştüren bireyler yetiştirmeyi amaçlamaktadır. STEM eğitimini öğretmenlere sihirli bir değnek gibi tanıtıp bunu firmaların ürettiği hazır robot kitleri kullanmak ya da programlanabilir mikroişlemcilere kod yazmak olarak öğretmek STEM’in işlevselliğini ve faydalarını göz ardı etmek olur.

STEM bir öğretim yöntemi değildir

STEM ile ilgili bir yanlış anlaşılma da onun bir öğretim yöntemi olarak öğretmenler tarafından öğretilmesi. STEM yapılandırmacılık (constuctivism) ya da davranışçılık (behaviorism) gibi kökleri eğitim psikolojisinde olan bir eğitim metodu değildir, en azında henüz değildir. Daha çok bir öğretim yaklaşımıdır. Bu açıdan onu eğitimin diğer metotlarına alternatif olarak göstermek ve özellikle fen ve teknoloji eğitiminde yeni olan ve doğru olan olarak lanse etmek riskler taşır. Biz ülke olarak bu deneyimi yapılandırmacı yaklaşımla acı olarak yaşadık. Öğrencinin merkezde olduğu yapılandırmacı yaklaşımı bizim kadar kullandığından bahsedip bu kadar başarısız olmuş başka bir dünya ülkesi örneği var mıdır bilemiyoruz. PISA sonuçlarına göre diğer ülkelerle karşılaştırıldığımızda ne durumda olduğumuz çok açıktır. Merak edenler teknik bu konuda birçok teknik yazı ve rapor mevcuttur. Burada en önemli nokta ülkemizin ilerlemesine katkı sağlayacak, hatta eğitimdeki sorunlara karşı çözüm üretme kabiliyetimizin neredeyse durma noktasına geldiği bu günlerde STEM eğitimini riskleri de görerek doğru uygulamak gerekir. Müfredat ve öğretimin temelinde öncelikle felsefe belirlemek, ona yönelik politika oluşturmak ve bu politikaya özgü öğretim programı geliştirmek temel bir yöntemdir. Bu yüzden müfredata ve eğitim sistemine sonradan eklenen STEM eğitimi bireysel başarının ötesine geçemeyecektir.

STEM eğitimdeki geri kalmışlıktan çıkış reçetesi değildir

STEM eğitiminin sosyoekonomik olarak da handikapları vardır. Örneğin, eğitimdeki geri kalmışlıktan çıkış reçetesi olarak gösterilen STEM eğitimini eğer Amerika’daki sosyal ve ekonomik nedenlerle yapacaksak başarılı olma şansımız düşüktür. ABD’nin STEM eğitimindeki çıkış noktası, beşeri bilimler ve edebiyat gibi alanlara olan ilginin STEM alanlarına olan ilgiden daha fazla olması ve STEM alanında yetişmiş insan gücünü dışarıdan göçen bilim insanlarına rağmen yeterince karşılayamıyor olmasıdır. Biz de ise STEM diyebileceğimiz alanlarda mezunlar iş bulamamakta ve temel bilimler olan fizik, kimya, biyoloji ve matematik alanları nerdeyse öğrenci mezun edememektedir. STEM eğitimi verip o hayalle yetiştirilen öğrenciler mezun olduklarında iş bulamazlarsa ve bu alanlarda çalışamazlarsa onlara umut yerine hayal kırıklığı sağlamış oluruz.

Diğer bir nokta da sosyoekonomik gerekçemizin ne olduğudur. Amerika Çin ve Hindistan’la rekabet edememe gibi bir gerekçe ile bu işe girişirken bizlerin farklı bir hikayesi olması, en azından Güney Kore örneği gibi hızlı bir ekonomik gelişme motivasyonu ile bu işe başlamamız gerekir. Türkiye yakın gelecekte Amerika ve Çin ile rekabet edecek bir ekonomiye sahip olacak diye STEM eğitimini şekillendiremeyiz, en azından gerçekçi bir ideal olmaz.

STEM öğrenmede eşit imkanlar sunmayı hedefler

Diğer bir örnek ise STEM’in hangi öğrenci grupları için amaçlandığıdır. ABD’deki STEM ile ilgili politika belgelerinde toplum içindeki eşitsizliği azaltma amacı olduğu ve STEM alanlarının herkesin ulaşımına açılması ana gaye olduğu görülmektedir. Oysa bizde, devlet okullarında bu işi yapmaya çalışan akademisyen ve öğretmenlerin varlığı bir gerçek olmasına rağmen, şu ana kadar ki örneklerin ülkenin bilinen özel okulları dışında uygulamaların ötesine geçmediği görüyoruz. Oysa, anayasamız bireylere eşit imkanlar sunmayı amaçlayan bir felsefeye sahiptir. Örneğin, bir dağ köyünde öğretmenlik yapan öğrenciye STEM eğitimine ulaşma imkanını nasıl sağlayacağız? Eğer amaç yüksek başarı gösteren öğrenciler ise Fen Liseleri STEM eğitimi çerçevesinde mi yapılandırılacak? Herkes mi STEM eğitimi alacak? Bunlar önemli sorulardır. Bunlar eğitim alanında üstesinden gelinemeyecek sorunlar değil aksine üzerinde en önce bir karara varılması gereken gerçeklerdir.

STEM basari için özgürlükçü bir ortam gerektirir

Bunun dışında STEM eğitimi özgürlükler arttırılmadan yapılamaz. Örneğin, ülkemizin uzay ve havacılık alanında gelişime ihtiyacı varken drone uçurmak özel izne, roket ve atmosfer balonu gibi alanlarda denemeler yapmak ciddi sınırlamalara ve kurallara tabidir. Üniversitelerin ilgili alanları bile lisans seviyesinde zorluk çekerlerken, STEM eğitimi alan ve roket bilimi ya da otonom drone üzerine kafa yoracak bir öğrenci bu deneyleri nasıl yapacak ve hangi yasal süreçleri aşması gerekecek.

STEM katılımcı bir anlayış gerektirir

Özet olarak öğrencilerin ve velilerin katkı sağlayacağı bir STEM eğitimi anlayışına ihtiyaç vardır. Topluma gelecek hayali vaat etmek ve bilimi, bilimsel gelişmeleri konuşulur ve saygı görür hale getirmek gerekir. Amerika’da bugünün başarılarıyla örnek gösterilen geç girişimciler ve şirket sahipleri Geleceğe Dönüş, Uzay Yolu ve Bir Uzay Serüveni gibi, yapıldıkları tarihlerde var olmayan teknolojilerle, bir gelecek hayali kurdular ve bugün o hayalleri gerçek yapmış ya da yapma yolunda ilerliyorlar. Bizim öncelikle öğrencilerimiz onları motive edecek umutlandıracak bir gelecek vaadi ve hayali sunmamız gerek. Hayal etmek ve düşünmek bilimde olduğu gibi STEM eğitiminde de ilk yapmamız gereken şeydir.

Yrd. Doç. Dr. Gökhan Öztürk

ODTÜ Eğitim Fakültesi Öğretim Görevlisi