Dr. ERMAN TÜRKİLİ

Fiziğin Sanatçısı Albert Einstein                

Biliyorum ki, hayatımdaki en büyük keyif bana her zaman kemanımdan gelmiştir.

                                                                                                                 Albert Einstein

Belki de dünyanın en ilginç karakterlerinden olan, büyük bilim adamı Einstein’ı biraz anlatacağım bu yazıda sizlere... Einstein’ın fizik alanındaki uzmanlığından veya izafiyet teorisinden değil, onun çok daha erken yaşlarda başladığı ve hayatı boyunca devam ettirdiği müzik yolculuğundan bahsedeceğim. Bir keman sanatçısı ve bu alanda akademisyenlik yapan biri olarak tabii ki bizler için büyük gurur vesilesidir Einstein’ın kemana olan ilgisi... Da Vinci ne yazık ki daha fazla resimle ilgiliydi, keşke Mona Lisa’nın yanı sıra keman konçertoları, klavsen için yazılmış sonatları veya orkestral eserleri olsaydı. Ancak Da Vinci, müzisyenler olarak bizi sevindirmiştir de zira bir enstrüman yapmışlığı da vardır. Daha sonraki yazılarımda bundan da bahsedeceğim.

Oxford Üniversitesi Fizik Bölümü öğretim üyesi Brian Foster şöyle anlatıyor; “Einstein bir problem üzerine çalışırken işin içinden çıkamazsa hemen piyano başına geçer, birkaç nota çalar, sonra kemanını alır eline, birkaç eser çalışır ve probleme tekrar geri döner.” Birçok bilim insanı ve sanatçı tarafından uygulanan bu teknik, kişinin tüm ilgisini bir alana vermesinden kaynaklanan detayları gözden kaçırma problemini engellemek amacıyla uygulanır. Tüm ilginizi bir başka alana vererek, uğraşını verdiğiniz alanda konsantrasyonunuzu artırabilirsiniz. Einstein kemanı, müziğe olan ilgisinin dışında birde bu açıdan kullanır. Oğlu Hans Albert şöyle açıklar bu durumu; “Ne zaman bir konuda zorlanırsa hemen kemanda doğaçlamalar yapmaya başlar ve bir süre çalmaya devam eder sonrasında ‘Evet, şimdi oldu’ der ve masa başında çözmeye çalıştığı probleme geri döner.”.

Einstein ise yaratıcılıkla ilgili hissiyatlarını şöyle açıklar; “Bana tüm yeni fikirler sezgisel ve ilham olarak gelmektedir, bu duruma çok değer vermekteyim. Bu sebepten dolayı bir sanatçı gibi düşünmekteyim. Hissiyatlarıma çok önem veriyorum. Çünkü bir şey size net bir bilgi olarak gelmeden önce, sezgisel bir bilgi olarak gelir ve siz onun tam olarak doğru şey olduğunu hissedersiniz ama bilmezsiniz ve böylece hissiyattan bilgiye gitmek için yol haritanızı yaparsınız. Bu sebepten ötürü hayal gücü, bilgiden daha önemlidir.”.

Peki Müziğe Dair Bu İlgi Nasıl Başladı?

5 yaşında Münih’te formal eğitimine başlamaya hazırlanan Albert, çok parlak bir öğrenci gibi görünmemektedir. Okulundaki öğretmenlerinden gelen yorumlar, onun okulu bırakması gerektiği yönündedir ama aile bunu kabul etmez ve ona bir keman alır. Annesi, Pauline, onun müzik eğitiminde önemli bir rol oynamıştır. Annesinin hayali, oğlu Albert ile beraber piyano ve keman çalarak müzik yapmaktır. Zorlu bir eğitim çizelgesi ile başlayan enstrüman çalma dersleri öyle zorlamıştır ki küçük Albert’i, keman öğretmeninin üstüne sandalye fırlatacak kadar nefret etmiştir bundan fakat annesinin onun müzik yapmasını ne kadar istediğini bildiğinden hiçbir zaman keman çalmayı bırakmaz. Fakat bu durum 13 yaşında Mozart’ın eserleriyle tanışmasıyla değişir, Albert müziğe büyük bir aşk hisseder ve hayatı boyunca Mozart’ı yorumlamak ister, her konserinde mutlaka bir eserini çalar.

Einstein’in Mozart’ın Eserlerini Çalarken Bulduğu O Büyülü Şey Neydi?

Einstein geleneksel bir müzisyendi. Ona göre Beethoven biraz fazla yaratıcıydı. Öte yandan Mozart, evrensel bir uyumunun müziği gibi geliyordu ona. Einstein, doğanın basit işleyişi olduğunu düşünüyordu ve Mozart’ın müziği, sanki yazılmış birer eser değil; doğanın içerisinde olan melodilerin bulunmuş halleri gibiydi onun için. Einstein’ın evrende uyumu, güzelliği ve basitliği bulma isteğinin onun müziğe olan merakından ötürü olduğu söylenir. Bir enstrüman çalarken dikkat edilen unsurlar, çok küçük detaylarda saklıdır. Bu detayların birleşimiyle beraber güzel sesler meydana gelir ve bu aşama sonrasında ise yorumcunun üzerine eklediği kişisel yorum farklılıklarıyla birlikte müziğin güzellikler ile dolu dünyası var olur.

“Eğer bir fizikçi olmasaydım, kesinlikle bir müzisyen olurdum. Rüyalarımı, hayatımı müziğin içinde görüyorum. Hayatımı müziğin içinde yaşıyorum.”. Einstein.

“İzafiyet teorimin arkasında kesinlikle müzik vardır.”

Yukarıda yazan cümleyi Einstein, ünlü müzik eğitimcisi Suzuki’ye söylemiştir. Sanatın güzelliğe ve inceliğe, birazda bilinmezliğe olan eğilimini Einstein bilimde kullanmıştır. Örneğin; Mozart’ın eserlerinde var olan ve nereye gittiği öngörülmeyen bazı müzik cümlelerinin, romantik dönemin inşasında bir adım olduğunu kabul ediyorsak, Einstein’ın klasik fizikle birlikte atomik fiziğin temellerini atmış olmasındaki nedenin de Mozart’ın etkisi olduğunu kabul etmeliyiz. Mozart müziğin dönüm noktalarından biriyse, Einstein da bilimin dönüm noktalarından birisidir. Bu yaratıcılığının her bir noktasının müzikten ileri geldiğini söylemektedir Einstein.

Buradan anlayacağımız en önemli noktalardan biri şudur; bilim ve sanat gibi farklı disiplinlerin birleşimiyle bilim insanları çalışma konularında daha yaratıcı hale gelir, sanat üstatlarıda daha teknik bakabilirler müzik icralarına. Kemanın her bir telinde 25kg basınç olduğunu bilen bir keman sanatçısı, yaptığı müziğe daha farklı bakacaktır; öte yandan sınırsız düşünmeyi, kalıpların içinde kalmamayı kendisine görev edinmiş bir bilim insanı bunu bir sanat eserinde keşfederek kendi alanına örnekleme yapma imkanı bulacaktır. 

Bilimle sanat her daim iç içedir ve birbirlerini -Einstein örneğinde gördüğümüz gibi- muhteşem bir şekilde desteklemektedir.

 

Dr. Erman Türkili

Florida State Univeristy, DMA

Pittsburg State University, MM

Twitter / @ErmanTurkili