ÖMER ORHAN

UYUMAK İSTEYENE HEPSİ ŞAHANE... 

Başımıza ne geldiyse şu sanayi devriminden sonra geldi. Boğazımıza kadar karbona ve petrole battık! Anlaşılan o ki, sanayi devrimini pas geçen ülkemizde bize sadece petrol ürünleri kalmış! Yatak, yorgan, yastığımız bile değişti. Nerede o güzelim yün ve pamuktan olanlar, nerede şimdiki elyaflar…

Hey gidi günler!

El işi yatak malzemeleri satan yorgancılar vardı. Dükkânın içinde ve hemen camın önünde üzeri mineflo kaplı ahşap bir platform üzerinde oturup çoğunlukla yorgan dikerlerdi.

Yorgancıların bir işi de yatak, yorgan ve yastık içlerindeki yünü ve pamuğu havalandırmak için didiklemekti. Bu işi büyükçe bir yay ve tokmakla dükkânlarında yaparlardı. Eline yayını ve tokmağını alıp sokaklarda dolaşarak kapıya hizmet götürenlere ise hallaç denirdi. Hallaç, bir örtü serer ve pamuğu lime lime ederdi. Birbirine yapışmış pamuk topları günümüz tabiriyle bildiğiniz pufidik olurdu.

Hallaca verecek parası olmayan ise kendi işini kendi görürdü. O zamanın “çok programlı” ev hanımları, uzunca bir çubuk veya oklava ile oturduğu yerden serdiği pamuğu/yünü kamçılayarak döve döve birbirinden ayırır, sonra da güneşe serer, iyice kuruturdu. Oh mis

Benim diyen marka yataklar yanında halt etmiş. Hallaçla atılan yatakta uyumak müthişti.

Şimdilerde de yorgancılar var ama onlar da doğal olanı çoktan terk etmiş. Sanayi oraya da girmiş. İşler artık konfeksiyon tipi…

Günümüzde her işin aynı sıradanlıkla yapılıyor olması ne acı!

Malum hız çağı!

Kullan at kıyafetler,

Fast food yiyecek kültürü,

Çabuk vazgeçilen ilişkiler,

Yatıştırılamayan egolar,

Sınama-yanılma yöntemli eğitim anlayışı…

Artık yay da kullanılmıyor tokmak da ama maşallah hallaçlar iş başında! Yok edilen okul kültürleri, eğitimden anlamayan yöneticiler, atanamayan öğretmenler, değişen müfredatlar ve akşamdan sabaha değişen sınav sistemleri ile koca bir muamma olan hayatlar.

Gerçek eğitimciler yerini yaşam koçlarına terk ederken okullar tek tip insan yetiştirmeye hevesli görünüyor. Sınav odaklı bir eğitim anlayışı ise zor gibi görünen kolaycılıktan ibaret.

Müteahhidi okul sahibine, kimyageri satın alma sorumlusuna, doktoru ses sanatçısına, öğretmeni şoföre dönüştüren “muhteşem” bir eğitim sistemimiz var.

Devlet okullarıyla ilgili sorunlarımızın üzerine çok yakında büyük ümitlerle açılan özel okullarınkiler de eklenecek. Unutmayalım ki “özel” demek, bir anlamda kâr beklentisi demektir ki eğitimden kâr edebilmek her geçen gün zorlaşmakta olduğu için kişi ve kurumları popülizme itecektir. İşte özel sektör için asıl tehlike de farklı hesaplar nedeniyle eğitimde yapılacak yanlışlar olacaktır.

Daha önce de birkaç yazımda ifade ettiğim gibi gelişmiş toplumlar, sürdürülebilir olmanın yollarını aramaktadır. Bu her anlamda son derece değerlidir. Özel olsun devlet olsun yeter ki insanı merkeze konumlandıran, çağdaş ve sürdürülebilir olsun.

Kaderimiz, deniz kaplumbağalarınınkilerle aynı. Yumurtadan çıktıktan sonra denize ulaşmak için sürünerek yaşam mücadelesi veriyor, hayatta kalanlarımızı ise denizde kaybediyoruz.

Hangi yorgan mı?

Uyumak isteyene hepsi şahane…

 

 

ÖMER ORHAN

Eğitimci

Twitter / @omerorhn