İLHAN SEVİN

Müfredat Tartışması Sürerken

Müfredatın değişmesini ya da daha doğru bir ifadeyle müfredatta bir reforma gidilmesini baştan beri savunanlardanım. Çünkü mevcut eğitim müfredatı günün koşullarına uygun değil.

Sorgulamadan uzak ezberci,

Eleştirel düşünceye kapalı statükocu,

Hantallaşmış ders kitapları ile sonuç odaklılıktan uzak,

Güncelliğini yitiren bazı dersler ve içerikleri,

Saydıklarıma benzer daha birçok neden müfredatta bir değişime gidilmesini zorunlu kılıyordu. 

Beklentimiz, 

Çağa uygun,

Şeffaf,

Öğrencinin ilgi, yetenek ve beklentilerini destekleyecek,

Öğrencinin akademik, bilişsel ve sosyal yönlerini besleyecek, 

Eleştirel düşünceyi destekleyen,

Araştırmaya öncelik veren,

Her şeyden önce çağdaş, bilimsel bir müfredat programıydı. 

Evet, müfredatın tamamına kötü demek haksızlık olur.

Kodlama, programlama eğitimlerinin arttırılmasıÇok doğru.

İngilizce öğretiminde, gramerin ikinci plana atılması, günlük yaşamda ve kullanıma odaklanacak olması. Çok doğru.

Az bilgi çok kazanımın olması ile PİSA, TİMSS gibi uluslararası sınavların göz ardı edilmemesi. Çok doğru. 

Ancak, bunların yanında,

“Atatürkçülük” kavramının sosyal bilimler ders müfredatından çıkarılması,

Atatürk ve Cumhuriyet kazanımlarının kapsamının daraltılması, 

2. Dünya Savaşı’ konu başlığından, İsmet İnönü’ye ait başlığın çıkartılması benim düşüncem hiç de doğru değil.

Türkiye Cumhuriyeti’nin iki kurucu değeri için üstelik Türkiye böylesi hassas bir süreçten geçerken bu konuda daha özenli davranılması gerekirdi. Ve bu durum toplumun bir kesimini hayli kaygılandırmışa benziyor. Yaklaşık bir iki yıldır yeni müfredat ile ilgili çalışmalar yürütülmekte ve çok acıbundan birçok kimsenin haberi yok. İşte bu sebepten açıklanan müfredat taslağının içeriği ile ilgili yapılan tartışmalar bizi yine sığ bir noktada kilitledi. Yeni müfredat ile ilgili asıl konuşulması gereken çocuklarımızı, gençlerimizi bir birey olarak küresel dünyadaki bilimin ve teknolojinin hızına nasıl yetiştirebiliriz olmalıydı. Ama biz şuan bunu konuşmuyoruz. Tıpkı Eğitim Şûralarında olduğu gibi kısır tartışmalar sürüp gidiyor. 

Oysa bu müfredat taslağı daha hazırlanma aşamasındayken alanında uzmanfarklı kesimlerin temsilcilerinin görüşleri alınsaydı, şimdi bambaşka şeyleri konuşuyor olacaktık. 

Mesela felsefe ders sayısının artırılmasını,

Mesela cinsiyet eşitliği gibi bir başlığın müfredata konmasını…

Bilimsel yaklaşımlarla ve verilerle süreç ilerleseydi gerçekten istenilen ve ihtiyaç duyulan müfredat reformu yapılabilirdi. Ama ülkemizde değerler ve ideoloji üzerinden bir şeyler ilerlediği için eğitim gibi böylesi hayati bir konuda yine çok şey kaçırdığımız gibi toplum da ayrışmaya devam ediyor. 

Müfredatın askıda olması önemli, tasarıya birçok eleştiri ve öneri getirildi. Peki, o zaman bunlar nasıl ve ne şekilde bir ay içerisinde değerlendirilecek ve müfredatta yerini alacak. 

Bu süreç geçekten şeffaf ve hakkaniyetli olacak mı? 

Kısacası,  dön dolaş, aynı yer, aynı tartışmalar ancak beklenen farklı sonuç… 

Mümkün mü?

İLHAN SEVİN

Eğitimci / Rehberlik Uzmanı

@sevinilhan4