Çocukların oynadığı her oyuncağın ayrı bir mesajı var

Araçların amaçlaştığı bir dünyadayız. Savaşımız büyük... Teknolojinin eğitimde bir vesile olduğunu konuşup anlatırken her türlü örneği kullanıyor, eski hikayelere referanslar veriyoruz; "Oyunlar da değişti oyuncaklar da" diyor, iç çekiyoruz... Bu alıntıda yazarımız oyuncakların mesajlarına değiniyor; Oyuncaklarla neyi nasıl öğretebiliriz? Her oyuncağın bir mesajı var mıdır? İnsanlığın üretmekten çok tüketmeye başlamasında oyuncakların etkisi var mı? Gelin okuyalım...

Sorular çeşitlendirilebileceği gibi cevaplar da çeşitlendirilebilir. Gelin bu sorulara cevabı oyuncaklar üzerinden arayalım yani insanın çocukluğuna inelim. Bunu yapmak için ilk insanı bulup konuşturun demiyorum, desem de inanmayın abesle iştigaldir.

Oturun dedenizle, ninenizle bir konuşun, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Tahtadan araba yapışlarını, topaç döndürüşlerini, gazoz kapaklarının içine hamur koyup nasıl pişirdiklerini, tahta atla tüm mahalleyi nasıl turladıklarını onlardan duyun isterim. Artık o günler tarihin tozlu raflarında kaldı diyebilirsiniz, haklısınız...

Oyuncakları yapan eller mekanikleşti, mekanikleşen eller yeni oyuncaklar yaptı. Bir zamanların sanatı endüstri malzemesi haline geldi. Yamadan, bezden yapılan eski bebeklere bakın her biri birbirinden farklı bunun nedeni onu yapanların hem birbirinden farklı zevklere sahip olması hem de aynı imkanlara, aynı malzemeye sahip olmayışları. Bir de günümüzün bebeklerine bakın. Kız çocukları ince belli, zayıf, 90-60-90 diye tabir edilen, yüzlerinde makyaj olduğu açıkça görülen bebeklerle oynuyor. Erkekler kaslı sanal kahramanların somut şekilleriyle, lüks arabalarla oynuyorlar. Şimdi dönüp topluma bakalım. Kadınlar saçlarını neden sarıya boyatıyorlar, neden kilo vermek için uğraşıyorlar? Çünkü oyuncaklar yoluyla bilinçaltına güzelliğin ölçüsü zayıf ve sarışın olmaktır diye kodladılar. Çocukların hayatı yeterince deneyimlememiş olmaları, kişisel değer yargılarının oluşmamış olduğu, dolayısıyla bilinçaltının açık ve korumasız olduğunu biliniyor. Yavaşça kulağına eğilip diyorlar ki ”Güzel olmanın şartı zayıf ve sarışın olmak, mutlu olmak için sürekli tüketmen gerek.” İşte günümüzde insanlık madde ve mana arasında sıkışıp kalmıştır.

Kaldırımda ağır adımlarla yürüyen bastonlu adamın, metrobüste yer verilmesini uman yaşlı teyzenin çocukluğuna kısa bir yolculuk yapalım. Bazen ilerlemek için geriye dönmek gerekir. Onların döneminde her çocuğun şimdiki gibi oyuncağı yoktu, kısıtlı imkanlarla kendi hayallerinin ürünü oyuncaklar yaparlardı. Bu oyuncaklar çoğu zaman üf dendiğinde yıkılacak kadar dayanaksızdır, çabuk eskir. Eskimemesi için dikkatli kullanmalıdır, değer vermeyi öğrenir. Hiç biri bir makineden çıkan basmakalıp oyuncaklar değildir, özgün olmayı öğretir. Hele bu oyuncakları anne babasının yardımıyla yapıldıysa tadından yenmez. Yapılan bu yardımla anne baba ağzını bile oynatmadan sen bizim için özelsin, değerlisin demiş olur. Oyuncaklar samimi ve mütevazıdır, baktığınızda efsunlu hayallere kapılmazsınız.

Sözün özü çocuk neyle oynarsa onunla şekillenir.

Semih Gönül

(Egitimizm.com)


 

Eklenme Tarihi: 00:43 30-03-2016