ÖĞRENCİ OLMAK MI ZOR YOKSA VELİ OLMAK MI?

Ülkemizin gelişmesi ve hak ettiği yere gelebilmesi için her şeyden önce, eğitim sisteminde ki yanlışların düzeltilmesi; eksikliklerin giderilmesi gerekir. Ülkemizde belirgin bir eğitim felsefesi yok. 2004- 2005  yıllarından  bu yana eğitim sistemimiz  yoğun bir şekilde değişiyor.  Okullarımızda sistemlerin değişikliği yanında fiziksel şartlarının yetersizliğine ilişkin sorunlar da oldukça büyük..        2004 yılında eğitim hayatına başlayan bir öğrenci düz yazı ile  başlarken, 2005 yılında başlayan bir öğrenci el yazısı ile tanıştı. Ortaöğretime gelindiğinde; öğrenciler ve veliler LGS-OKS-SBS derken, geçtiğimiz yıl yeniden düzenlenen sistemle TEOG ile yüzleşti. Ortaöğretimde de benzer şekilde ÖSS, YGS-LYS dönüşümü ile ikili sınav halini aldı. Güvensizlik yaşayan veliler, sınav dönemleri sahte raporlara başvurmak suretiyle, çocuklarını sonuçlarının ne olacağı belli olmayan sistemden korumaya çalıştılar.       İlköğretim yasasında yapılan değişiklik neticesinde 4+4+4 sistemi uygulandı. İlkokula başlama yaşı düşürüldü ve zorunlu kılındı. Çocuğunun gelişimini iyi bilen aileler bu duruma itiraz etti ve rapor aldı. Neyse ki hatanın farkına varıldı ve zorunluluk yaşı değiştirildi. Bununla birlikte uygulanmaya başlandıktan sonra öğretmen yetersizliği ve okulların fiziki durumu tartışılmaya başlandı.

Bu durumda 2016 yılında Üniversiteye girecek bir öğrenci, Üniversiteye nasıl gireceği hakkında hiçbir fikri yok.
Sonuç olarak; Veliler şaşkın, öğrenciler bıkkın, öğretmenler atanamıyor…       Tabi durum sadece bundan ibaret değil.       Okul müdürleri; "okuldaki  genel eğitimin öğretimin kalitesini nasıl yükseltirim?" sorusuna cevap aramak yerine, "okula hangi yollarla kaynak sağlayabilirim?" sorularının arasında sıkışıp kalmış durumda. Öyle ki okul kaynağı Okul Aile birliği vasıtasıyla velilerden beklenir olmuş.       Eğitim de, sürekli değişen uygulamalar nedeniyle, ulaşılmak istenen toplumsal eğitim amacından da giderek uzaklaşılmaktadır. Düşünülen ve hedeflenen değişiklikler yeni uygulamalarda süreklilik sağlanamadığı içinde başarılı sonuçlar alınamamaktadır.       Şimdilerdeyse Üniversite sınavına girmesine sadece  bir yılı kalan kızım,  karar verilememiş Üniversiteye giriş sistemi ile yüz yüze.        İşin kötü tarafı; kızımın üniversiteye girmek için sadece bir yılı kalmışken dersaneler kapanırsa nasıl hazırlanacağı, kapanmazsa hangi dersaneye gideceği hala hayatımızın en belirsiz odak noktası.       Eğitim sistemindeki yanlışların bir an önce düzeltilmesi ve eksikliklerin giderilmesi için; sorunların nerede başladığını doğru tespit etmek gerekmektedir.       Bence sistemin  önündeki en büyük engel, hoşgörü eksikliği…       Hoşgörü, karşımızdaki çocuk dahi olsa, istediğimiz gibi olmaya zorlamak değil, kendi istediği gibi olmasına olanak vermektir. Oysa ki eğitim sistemimiz öyle mi?       O halde sistemi öğrencilerin dönemsel ihtiyacına göre ve ilgili yetenekleri ölçüsünde inşaa edersek; mutlu çocuklar, mutlu aileler, mutlu bir toplum oluşturabiliriz.
Unutmayalım ki çocuklarımız geleceğimiz.
Sevgiyle…

Müge Arda

Twitter/mgearda
Eğitimde Rehberlik Dergisi 2015

 


 

Eklenme Tarihi: 01:06 11-05-2015