Pınar Sekmen

Günümüzde özellikle salgın süreciyle birlikte öğrenmede artık duvarların kalmadığı ve bilgiye erişebilme sınırlarının neredeyse tamamen ortadan kalktığı öğrenme ortamları, öğretmenlik vasıflarında da dönüşümü gerekli kıldı. Bu paralelde, öğrenci beklentisinin dijitalleşmeyle hızla değişerek yükselmesi ise kimi zaman alkışla kimi zaman da “Eyvah! Şimdi ne olacak?” sesleriyle karşılık buldu. 

Dönüşümün insanın doğasında var olduğunu düşününce içimize biraz olsun su serpilsede beklenmedik anda hazırlıksız yakalanmanın paniğe yol açması da yine insanın doğasında. Dijital platformda öğretmen olmak elbette yüz yüze uygulanan çalışmalardan farklılık ve zorluk gösterdi. Ta ki öğretmen de kendi bireysel ve mesleki öğrenme yolculuğunda kendini geliştirene ve yeniliklerle donatana kadar. Bu durumu, her “yeni” olan diğer bir “yeni” ile iç içe bir halde dönüşürken öğretmenin kimliği açısından olumlu yansımalar da getirdi. Peki nasıl?

Öncelikle, öğretme işi tekdüzelikten kurtuldu. Öğretmen, uzaktan eğitim-öğretim sürecini yönetebilme becerisini geliştirmenin yanında, yeni becerilerle tanıştı. Ders materyalini uygulama ve müfredatı kaçırma kaygısını yavaş yavaş bir kenara bırakarak biraz daha esnek olabilme ve öğrenciyi de sürece dahil etme becerisini kazandı. Yalnızca notla, bireysel ve geleneksel değerlendirme yöntemleriyle bir köşeye sıkıştırılan öğrenci, artık öğretmeninin rehberliğinde işbirlikçi çalışmalarla projeler oluşturmayı, bu projeleri sunmayı, karşılaştığı sorunlarını çözebilmeyi, eleştirel boyutta düşünebilmeyi ve iletişim odaklı olabilmeyi öğrendi. Öğrenci öğrenmenin, öğretmen ise öğrenmeyi öğretebilmenin tadına vardı. 

Bilgiye ulaşmada kimi zaman roller değişti, öğretmen bilgiye öğrencisinden ulaştı. Öğrenci de öğrenen de artık birer dijital okur-yazar olmanın ötesinde süreci riskleriyle yönetebilen ve her türlü öğrenme ortamında üretebilen bireyler oldular.  Öğretmen, verdiği bir proje ödevinin video ile yapılmasını isteyince aile de sürece katıldı ve öğrenme yolculuğu bambaşka bir şekil almaya başladı... Ailede bireylerin de aldığı sorumluluklar ve görevlerle aile boyu öğrenme gerçekleşti. 

Öğrenci, her sabah ekran yorgunu gözlerle yoklama alınmasını beklerken ansızın öğretmenin açtığı neşeli şarkıyla karşılaşınca bir sonraki dersi iple çeker oldu. Bununla da kalmayıp kendi listelerini oluşturup ortamlarında paylaşmaya gönüllü olan öğrenci, öğretmenini karşısında değil, yanında hissetmenin mutluluğunu yaşadı. Ve tabi bunu eş zamanlı ve/veya eş zamansız online sergiler, projeler, kutlamalar, yarışmalar ve çeşitli portfolyolar izledi.

Öğretmenine rahatlıkla ulaşabildiğini, soru sorabilme mutluluğunu yaşayabildiğini gören pasif öğrenci artık öz farkındalığı gelişmiş aktif bir öğrenen oldu. Diğer bir ifadeyle, öğrenci artık öğrencilik pozisyonundan çıkarak, aldığını içselleştirmeye ve isteyerek öğrenmeye başladı. Bunun kahramanı ise elbette öğrencisinin ihtiyacını gözeten ve onun farklılıklarını keşfetmeye gönüllü olan ve kendi öğrenme yolculuğuna devam eden bir öğretmen! 

Anlatması dile kolay gelse de bu süreçte öğretmen, dönüşüme ayak uydurabilme, öğrencisine her koşulda en iyisini en doğru şekilde verebilme ve diğer yandan özel hayatıyla iş hayatını dengede tutabilme çabasıyla öğretmen çok yoruldu. Dijitalleşmenin her türlü ortamda kaçınılmaz olduğu günümüz gerçeğinde, dijital pedagojiye hakim ve kolaylaştırıcı kimliğini kazanmış böyle öğretmenlerin sayısı şu an az da olsa yakın gelecekte umarız artar ve öğrencilere birer “öğrenen” olma yolunda model olur. 

Geleceği ellerinde ve yüreklerinde taşıyan, aynı zamanda beklentilerin odağında olan öğretmenin de beklentilerine kulak ve destek verilmesi ise en büyük dileğimiz...

Pınar Sekmen

İngilizce Öğretmeni / Öğretmen Eğitmeni