YÖK tıp fakültelerinin mali sorunlarına el attı

Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, “Talebimiz, üniversite hastanelerinin kimliğini koruyan ve verdiği ciddi hizmetlerin önemini ortaya koyan bir anlayışla, kaliteli eğitim ve sağlık hizmetlerinden ödün vermeyen yeni bir kaynak yönetiminin ortaya konulmasıdır. Bugün için nitelikli ve komplike sağlık hizmetlerinin büyük kısmını sunan üniversite hastaneleri, hizmet sundukça zarar eden ve borçlanan kurumlar haline gelmiş, basit ve kısa süren işlemlere ağırlık vermeye yönelmek zorunda kalmıştır maalesef." dedi

YÖK Konferans Salonu`nda Maliye Bakanı Naci Ağbal ve YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç’ın katılımıyla, tıp fakültesi olan devlet üniversitelerinin rektörleri, bu üniversitelerin tıp fakültesi hastanesinden sorumlu rektör yardımcıları ve tıp fakültesi dekanlarının katılımıyla bir toplantı gerçekleştirildi. Toplantıda YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, üniversite hastanelerinin kimliğini koruyan ve verdiği ciddi hizmetlerin önemini ortaya koyan bir anlayışla, kaliteli eğitim ve sağlık hizmetlerinden ödün vermeyen yeni bir kaynak yönetimi talep ettiklerini bildirdi. 

Saraç toplantıdaki konuşmasına, Maliye Bakanı Naci Ağbal`a hitaben "Daha önce üyesi olarak önemli hizmetler verdiğiniz bu kurumda sizi Türkiye Cumhuriyeti devletinin Maliye Bakanı olarak ağırlamaktan sevinç ve gurur duyuyoruz." sözleriyle başladı. 


"Yeni YÖK" olarak yaptıkları çalışmalara değinen Saraç, üniversitelerin temel değerlerini, toplumdaki özenli ve özellikli yerlerini belirleyen unsurlarını akademide ve kamuoyu önünde tartıştıklarını söyledi.

"Kalite Kurulu`nun bağımsız bir yapıya yasa ile kavuşmasını istiyoruz"

"İsteğimiz üniversitelerimizin, kendi öne koydukları misyonlarını gözden geçirmeleri, kurumsal farklılık ve çeşitliliğe yönelmeleri, üniversite olmanın şümullu yapısından uzaklaşmadan belli alanlarda temayüz etme gayreti içinde olmalarıdır" değerlendirmesini yapan Saraç, şöyle devam etti:
"İnanıyoruz ki üniversitelerimiz şümullu, bilimi bütünüyle kuşatıcı tutumundan vazgeçmeden farklı değerler üretebilir ve birbirinin kopyası üniversite trendini durdurabiliriz. Bu adım, yani misyon farklılaşması kavramı büyük hevesle kurduğumuz Kalite Kurulu ile birleştiğinde inşallah yükseköğretimde önemli bir yapısal değişim sürecini başlatacaktır.
"

"Üniversite hastanelerinin hemen hepsi borç yükü altında" 


Türkiye’de bütçeden sağlık hizmetlerine ayrılan payın 2002’den bu yana 5,5 kat artarak 75 milyar lira civarına ulaştığını bildiren Saraç, "Sağlık hizmet düzeyimizin iyileşmesinde ve programın başarıya ulaşmasında önemli etkisi olan bu artışa rağmen üniversite hastanelerinin hemen hepsi ürettikleri hizmetin karşılığını alamamaktan kaynaklanan borç yükü altındadırlar." ifadesine yer verdi. Sadece, üniversite hastanelerinde yapıldığı için, fatura edilemeyen hizmetler nedeniyle bile üniversite hastanelerinin kronik ve önlenemeyen negatif bilançoya doğru gittiğine işaret eden Saraç, şöyle devam etti: "Son beş yılda 2,7 misli bir artışla, bu hastanelerde tedarikçilere borçların 1,4 milyardan 3,8 milyara sıçramasına yol açmıştır. Bu ekonomik değerlendirmelerin yalnızca para ile ölçülen tespitler şeklinde algılanmamasını rica ederim. Bu durumun sağlık eğitimine de olumsuz etkileri olmaya başlamıştır. Bütün bu riskler, verdiğimiz eğitimin kalitesinde olumsuzluklar yaratmadan sorunlara hep birlikte ve acil olarak çözüm bulabileceğimize inanıyorum."

"Eğitim-araştırma dengesini ve eğitim-hizmet dengesini özenle korumamız gerekiyor" 


21. yüzyılın başlarında 3. nesil tıp eğitimini ve sağlık hizmetlerini "profesyonel yetkinlik ve global bilgiye dayalı performans temelli yaklaşımın" yürüttüğünü vurgulayan Saraç, tıp fakültelerinde bu eğitimin verildiği yerin üniversite hastaneleri olduğunu söyledi. 
Bu hastanelerin bünyesinde kurulan onlarca araştırma merkezinin, medikal AR-GE çalışmalarını ve inovatif düşünceyi besleyen kurumlar olduğunu ifade eden Saraç, uzmanların buralarda yetiştirildiğini belirterek, "Tabii ki tıp eğitimini verirken eğitim-araştırma dengesini ve eğitim-hizmet dengesini özenle korumamız gerekiyor, bunun bilincindeyiz." dedi. 

Türkiye’de 64’ü devlet, 29’u vakıf üniversitelerinde olmak üzere toplam 93 tıp fakültesinin bulunduğunu bildiren Saraç, "Fakültelerde öğrenci sayımız 52 bin ve öğretim üyesi sayımız 12 bin civarında, Türkiye’deki hekim sayısı 130 bin dolaylarındadır. Bu sayının 28 bin 500’ü üniversitelerimizde görevlidir. 
Bu fakültelerin yeni açılanlarında sıkıntılı süreçler yaşandığını da burada ifade etmek istiyoruz. Buralarda alt yapı sorunu kadar öğretim üyesi bulmakta da yoğun zorluklar yaşamaktayız. Sürecin aşılmasında, gelişmiş üniversitelerimizin özellikle temel bilimler alanlarında doktora programlarını ciddiyetle gözden geçirmelerini önemle istiyoruz." diye konuştu. 



Muhtemel çözüm önerileri

Saraç, bu çerçevede devlet üniversite hastanelerinin başlıca sorunlarına yönelik muhtemel çözüm önerilerini ise şu şekilde sıraladı: "Başta özellikli sağlık işlemleri olmak üzere SGK tarafından ödenen tıbbi işlem fiyatlarının (SUT) gözden geçirilmesi. Üniversite hastanelerinde yoğun yaşanan uzman hekim, araştırma görevlisi ve özellikle hemşire ve diğer yardımcı sağlık personeli açığının kapatılması. Denge tazminatının özel bütçeden karşılanması. 4B’li çalışan maaşlarının ve hizmet alım bedellerinin özel bütçeden karşılanması. Sağlık Bakanlığı üzerinden tıbbi malzeme temini. Hastanelerde yeni teknolojileri çağdaş ve modern anlayışla halkın hizmetine sunabilmeleri, eğitim araştırma hizmetlerini daha kaliteli verebilmeleri için tıbbi cihaz ve teçhizat için yeterli desteğin sağlanması. 
Elbette üniversite hastanelerinin de yasal zemininin yeniden tespiti ve etkin ve daha verimli yönetişim modelinin ortaya konması da eş zamanlı olarak düşünülmelidir." 
YÖK Başkanı Saraç konuşmasında,

"Özetle talebimiz, üniversite hastanelerinin kimliğini koruyan ve verdiği ciddi hizmetlerin önemini ortaya koyan bir anlayışla, kaliteli eğitim ve sağlık hizmetlerinden ödün vermeyen yeni bir kaynak yönetiminin ortaya konulmasıdır." ifadesine yer verdi. 

Saraç, üniversitelerin hem öğretim üyesi dışındaki öğretim elemanı kadrolarında hem de idari kadrolarında bu sene gerçekleşen ciddi artışın üniversitelerin rahatlamasına katkı sağlayacağını, özellikle misyon farklılaşması ve öncelikli alanlar anlayışına fayda sağlayacağını belirtti.

(YÖK basın)

 


 

Eklenme Tarihi: 01:20 31-03-2016