Başarıyı sınavdan çok hayattaki başarınızla elde edeceğinizi sakın unutmayın!

 

Hani derler ya “Sonda söyleyeceğini başta söyledi”. Ben de bu yazımda öyle yapacağım. Gençler neden sınavları dert ederler ki? Bence sınav kaygısı ve stresi kavramlarını en azından üniversiteye hazırlanan gençler literatürlerinden kaldırmalıdırlar artık! Haa, heyecanlı olabilirler. Eee o da olsun biraz...

Çünkü üniversiteli olmak hiç de öyle eskisi gibi zor değil…

90’ların başında yani henüz vakıf üniversitelerinin hayatımıza girmediği yıllarda bir devlet üniversitesinde lisans hatta ön lisans programlarına yerleşmek hiç de kolay değildi. Hiç unutamam dört ya da daha fazla yıllık olan lisans programlarından birine yerleşenler sevinçten dört köşe olurlardı.

Sonra ne oldu? 2000 yılların başından itibaren özellikle vakıf ve devlet üniversitelerinin sayılarının hızla artması üniversiteye yerleşmeyi giderek kolaylaştırdı. Her ne kadar şimdilerde üniversite kapılarında bekleyen aday sayısı iki milyonu geçse de yine de yukarıdaki tezimi çürütecek bir durum söz konusu değil. 1970`de 8 olan üniversite sayısı, 1980`de 19, 1990`da 29, 2000`de 73 ve 2007 115 iken günümüzde ise 200’ü bulmuş durumda. Şimdi böylesi bir tablo karşında üniversite adayları, bence sınav kaygısıymış yok sınav stresiymiş bunları hayatlarından çıkartıp atmaları lazım…

Evet, biliyorum çok iddialı bir cümle kurdum ama gerçek bundan ibaret.

Eskiden bir üniversiteye yerleşmek için çok çabalamak gerekirken şimdi yerleşememek için çok çabalamak gerekir diye düşünüyorum.

180 baraj puanını geç lisans programlarına kapağı at…

Olmadı 150 baraj puanını geç ön lisans programlarına kapağı at… (Oradan Dikey Geçiş Sınavı ile lisansa geçme şansın da var.)

İkisi de olmadı özel yetenek sınavlarıyla (birçok vakıf üniversitesinde de formalite yapılıyor) iç mimarlık, grafik sanatlar vs. gibi üstelikte günümüzün popüler bölümlerine kapağı at…

Hiç ama hiç olmadı eğer paran da varsa yurtdışında dünyanın saygın üniversitelerinde bile okuyabilirsin… Öyle baraj puanlarına bile gerek yok.

Şimdi bazıları diyecek ki; "Ya istediğim üniversite ve programın puanları çok yüksekse ne yapacağım?" Böyle düşünenlerin de elbette akademik başarıları ve beklentileri yüksektir. O zaman bu durumda olanlar kendilerine “B” planı yapmak zorundadırlar. Örneğin İstanbul ya da Marmara Hukuk Fakültelerini düşünen biri Kocaeli Hukuk Fakültesini ya da başka alternatifleri de düşünmelidir. Sonuçta ikisinde de hukuk mezunu olunuyor. Dar bir alana sıkışıp kalmanın manası yok.

Asıl mesele şu ya da bu üniversite ve fakülteye yerleşme kaygısından çok daha farklı olmalı…

Mesele yüksek puanlı bir üniversite ya da iyi bir fakülteden mezun olmak da değil… “Boğaziçi ya da ODTÜ’den mezun olursam gerisi nasıl olursa gelir.” düşüncesinde olanlar varsa bence bu akıl tutulmasından bir an önce kurtulmaları gerekir.

Çünkü küreselleşen dünyada artık bambaşka bir noktaya gelindi. Bilim, teknoloji başta olmak üzere her şey hızla değişiyor. Eğer siz bu değişime ayak uyduramazsanız Oxford, Cambridge, Harvard, Stanford’dan bile mezun olsanız hiçbir şey ifade etmez.

Çünkü asıl başarıyı sınavdan çok hayattaki başarınızla elde edeceğinizi sakın unutmayın!

Bu yüzden sınavları çok ama çok dert etmeyin…

İlhan Sevin / Eğitimci, Rehberlik Uzmanı

@egitimisevin

 

 


 

Eklenme Tarihi: 21:09 25-02-2016