ELİF GÜNEY KAYA

 

MÜKEMMEL MİYİZ? MÜKEMMELLİYETÇİ MİYİZ?

İnsanoğlu doğası gereği her zaman en iyisini en güzelini yapmak ister. Bunun için çaba sarf eder, uğraşır. Çünkü sonunda takdir görmek ve alkışlanmak vardır.

Mükemmel olmak eksiksiz, kusursuz olmaktır. Bu doğrultuda eksik yapılan iş daima zaman ve emek kaybıdır. Oysaki insan aşamalı olarak gelişen bir varlıktır. Bu özelliği yaptığı işlere de yansımaktadır. Yani noksansız, mükemmel bir iş ortaya koyması çok da mümkün değildir. Ancak bu gerçekliğe rağmen bazı insanların her şeyin kusursuz bir şekilde olmasını istediği görülmektedir. İşte bu düşünceye sahip bireylere mükemmeliyetçi bireyler denilmektedir.

Mükemmeliyetçilik, insanların kendilerini başkalarıyla kıyaslamaları ve mükemmeli talep etmeleriyle ortaya çıkan mantık dışı bir eğilimdir. Bu eğilime sahip olan insanlar, ulaşılabilirliğin ötesinde mantık dışı amaçlara ulaşmak için kendini zorlayan, aynı zamanda kendi değerini tamamen görece üretkenlik ve başarıyla doğru orantılı bir şekilde ölçen kişiler olarak değerlendirilmektedir.

Mükemmeliyetçilik, birçok farklı psikolojik bozukluğun oluşumunda ve sürdürülmesinde önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır.  Özellikle başarısızlık durumlarında, olumsuz psikolojik sonuçlara yol açtığı göz önünde bulundurulduğunda, bu kavramın başarısızlık karşısında verilen tepkilerle ilişkisinin önemli olduğu düşünülmektedir. Mükemmeliyetçi kişilerin ayırt edici özelliklerine bakıldığında, kişilerin kendini sabote edici davranışlarda bulunmaya daha eğilimli olduğu görülmektedir. Kendini sabote etmek (kendini sabotaj), kişinin öz-saygısını koruma amacıyla olası bir başarısızlık durumu ön gördüğünde çaba sarf etmeyi bırakması anlamına gelen bilişsel bir strateji olarak tanımlanmaktadır.

Mükemmeliyetçilik; kusursuz olma isteği, başarısızlık korkusu, gösterilen her performans için yüksek standartlar belirleme ve kendini aşırı miktarda eleştirme eğilimi örüntüleriyle şekillenen bir kişilik özelliği olarak tanımlanmaktadır. Bu kavram, alanyazında ilk olarak olumsuz, uyumsuz ve tek yönlü bir yapı olarak kabul edilmiş ancak, 1990 yılından bu yana yapılan araştırmalarda bu kavramın çok yönlü bir yapısı öne çıkmaya başlamıştır.

Kişi başarısızlık ve olumsuzluk içeren deneyimlerle karşılaştığında, bu durumlarla baş edebilmesini sağlayan koruyucu bir özellik ise öz şefkattir. Bu bağlamda, öz-şefkat düzeyi yüksek olan kişiler kendini sabotaj stratejilerini kullanmaya eğilimli olan kişilerin aksine; deneyimlerini kendilerine atfetme, kendi başarı ve becerilerini başkaları ile kıyaslamama ve hatalarını kabul etme eğilimindedirler. Ayrıca bu kişiler bir problemle karşılaştıklarında öz-saygılarını koruma çabası yerine var olan problemi çözmeye odaklanan kişilerdir. Özetle, mükemmeliyetçiliğin psikolojik iyi oluş üzerinde olumlu ya da olumsuz etkileri söz konusudur.

Literatürde mükemmeliyetçilik iki boyutta ele alınıp incelenmektedir. Olumlu ve olumsuz mükemmeliyetçilik… Olumlu mükemmeliyetçilikte bireyler kendilerine ulaşılabilir hedefler belirlerken, olumsuz mükemmeliyetçilikte kişi kendisine gerçekçi olmayan hedefler belirler ve bu hedefe ulaşabilmek için sahip olduğu performansı fazlasıyla kullanmaya çalışır.

Olumlu ve olumsuz mükemmeliyetçilik eğilimine sahip bireylerin üç ortak özelliği bulunmaktadır. Bu özellikler; yüksek performans standartları belirleme, titiz ve düzenli olmadır. Olumlu mükemmeliyetçiler olumsuzlara göre; daha gerçekçi amaçlar belirlerler. Öz saygıları daha yüksektir, başarısızlık anında standartlarını değiştirebilirler ve amaçlarına ulaşmak için daha fazla çaba gösterirler. Ayrıca bu bireyler; sorunlarla başa çıkma becerilerine sahip, sosyal beceri düzeyleri yüksek kişilerdir. Genel olarak yaşamlarından ve okullarından doyum almaktadırlar. Koydukları hedefler karşısında sonuçtan ziyade sürece önem verirler. Başarısızlık anında tepkileri o an ki durumla ilgilidir. Bunu kendi değerini azaltıcı bir engelleme olarak görmezler.

Olumsuz mükemmeliyetçi yapıya sahip insanlara baktığımızda ise ulaşılamaz hedeflerin olduğunu görürüz. Ulaşılamaz hedeflerin sonucunda başarısızlık kendini gösterir. Kişi bu durumda sonuç odaklı olduğundan; süreç içerisinde öğrendiklerini yanına kar saymak yerine tamamen başarısızlığa odaklanır ve başarısızlığı kişiselleştirirler. Bu düşünceye sahip insanlar ‘hata yapma korkusunu’ motivasyon aracı olarak kullanırlar. Başarısızlığın ardından ise kendini yetersiz hissetme, depresyon gibi duygu durum bozuklukları yaşamaktadırlar.

Olumsuz mükemmeliyetçilik eğilimine sahip bireylerde; karşısındaki insanın onay ifadeleri, kendi değerlerini belirlemede önemli rol oynamaktadır. İnsanların onaylarını alma doğrultusunda çaba sarf ederler çünkü öz saygısının artmasının buna bağlı olduğunu düşünürler. Karşısındaki insandan onay görmediğinde ve eleştiri aldığında oldukça olumsuz etkilenirler. Bu etkilenme mükemmel olanı ortaya koyma çabasını tetikler.

Olumsuz mükemmeliyetçiliğin birçok nedeni olmakla birlikte temeli daha çok ebeveyn tutumlarına dayanmaktadır. Bireyin; mükemmel olan anne babayı rol model alma ya da ebeveynlerinin onayını kazanma isteği mükemmeliyetçi yapısını pekiştirebilir. Kaygı düzeyi yüksek ebeveynlerin sahip olduğu çocuklarda da mükemmeliyetçi yapının çok fazla olduğu görülür. Bu tür ebeveynler çocuklarının hatalarına ve olumsuzluklarına odaklanırlar. Bu düşünceye/davranışa maruz kalan çocuklar; kendilerini gösterme ve kabul görme adına mükemmel olanı ortaya koymaya çalışırlar. Bunun sonucunda da mükemmeliyetçi yapının temeli atılmış olur.

Olumsuz mükemmeliyetçi yapıya sahip insanlar hata yapmaktan korkarlar; hata yapmamak için çaba gösterirler. Bu düşüncede başarısızlık bir iş ile ilintili değildir, kendilerinin başarısız olması demektir. Ya hep ya hiç mantığına sahip oldukları için, hedef mutlak ve tektir. Hedeflenenin dışındaki her şey başarısızlıktır (başarısızlık kabul edilir). Onların dışındaki herkesin başarıya kolaylıkla ulaştıklarını, kendi çabalarının daima yetersiz olduğunu düşünürler.

Peki, bu tür düşüncede olan insanlar ne yapmalı?

Öncelikle olumsuz olan mükemmelliği olumluya çevirerek başlamalıyız. Kendimizde bir davranış ya da duygu durumunu değiştirmek için onun istenmeyen bir durum olduğunu kabul etmeliyiz. Kısaca kişi kendinde bu durumu sorun olarak görüyor mu? Sorusuna verilen cevap doğrultusunda ulaşılabilir gerçek hedefler koymalıyız. Geçmiş yaşantımızdaki başarıları önümüze rehber almalıyız. Aşamalı olarak bu hedefe ulaşmak için çabalamalı ve sonuca değil sürece önem vermeliyiz. Sonuç başarısız olsa da bu süreçte biz neler öğrendik, buna odaklanmalıyız. Başarı ölçütü olarak tek bir kriter belirlemek kişiyi daima umutsuzluğa sürükler. Bu nedenle tek bir kriter değil kriterler belirlemeliyiz. Ve en önemlisi mükemmeliyetçiliğin arkasında yatan duygu nedir, bunu keşfetmeliyiz. Bilinmeyen bir duygu durumuyla baş etmektense bilinen bir duygu haliyle baş etmeye çalışmak bizi bir adım önde kılacaktır.  Son olarak başarısız olsak dahi bunun dünyanın sonu olmadığını kendimize defalarca tekrar etmeliyiz. Çünkü biz insanız ve hatalar yapa yapa öğreniriz. Emeklemeden yürümeye geçemediğimiz gibi hatalar yapmadan da olası en iyi sonucu elde edemeyiz.

 

ELİF GÜNEY KAYA

Eğitimci

elif@gunhankoleji.k12.tr