İLHAN SEVİN

PISA DİYOR Kİ;
21 yy. eğitim sistemini yönetemiyorsunuz!

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından üç yılda bir düzenlenen PISA testinin sonuçları açıklandı. En başta PISA gibi uluslararası ölçekte eğitimde çok yönlü bir değerlendirmenin ülke gündeminde olması, konuşuluyor ve tartışılıyor olması çok önemli.

PISA skorlarında üst ligde yer alan ülkelerin ortak özelliği eğitimi birincil öncelik olarak görmeleri. (Estonya’nın, Vietnam’ın başarısı ayrıca incelenmeli) Eğitim bir ülkedeki bütün dinamikleri harekete geçiren bir güce sahip. Bu nedenle bir ülkede eğitimsel gelişmişlik eşittir ekonomik gelişmişliktir. Yine eşittir sosyal, kültürel, demokratik gelişmişlik. Bu nedenle uluslararası PISA, TİMSS gibi değerlendirmeler önemli bir gösterge.

Sonuçlar basın, yayın kuruluşlarında ayrıntılı bir şekilde aktarıldı. Sonuçlar üzerinde uzun uzadıya konuşmadan öte önemli olan PISA ’da OECD ortalamasının üstüne nasıl çıkabiliriz? Bu sorunun üzerinde tartışmaların, değerlendirmelerin, analizlerin yapılması daha doğru olacaktır. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Bu sorunun yanıtı aslında çok da zor değil. Son elli yılda eğitimde kronikleşen sorunlara bakıldığında PISA’ya katıldığımız on, onbeş yıllık süreçte neden başarılı olamadığımız ortaya çıkacaktır.

Öğretmen nitelik sorunu, öğretmen açığı, öğretmenlerin ekonomik sorunları, özlük hakları, okullar arasındaki eğitim farkının derinleşmesi, bakanların, müfredatın sık değişmesi, sınav odaklı bir eğim sistemi, liyakatsizlik, eğitimin partilerüstü zeminde olmaması, popülist politikalar gibi daha onlarca çözülmeyi bekleyen sorunları yeniden yazmaya gerek yok. Bunlar sürekli gündeme olan bilindik konular.

Yukarıdaki sorunlara odaklanırken, eğitim sisteminin önündeki büyük engelleri gözden kaçırdığımızı düşünüyorum.

Bakan Ziya Selçuk’un hayata geçirmek istediği Eğitim Vizyon Belgesi’nin (daha önce de gündeme getirdim, kâğıt üzerinde çok başarılı proje) sahada tam anlamıyla uygulanamıyor. Bunun çeşitli nedenleri var. Bunlardan bir tanesi Milli Eğitim Bakanlığı’nın yönetim sisteminin bunu uygulamaya uygun olmaması. Çünkü;

1) İl, ilçe milli eğitim müdürlüğü sistemi, bürokratik hantallık bu sistemi uygulamaya uygun değil. Ayrıca bu konuda yeterli motivasyonun olmaması.

2)  Bu projeleri uygulamak için okullara yeterli kaynağın ayrılamaması,

3) Öğrencilerin, öğretmenlerin ve velilerin henüz projeleri uygulamaya hazır olmaması (farkındalık oluşması gerekir) 

Bu noktadan hareketle yönetim sisteminde radikal değişimin olması kaçınılmaz olmuştur. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı bölge koordinatörlük sistemine geçilmesi ile birlikte belki de var olan ya da var olacak projelerin hayata geçirilmesi daha kolay olacaktır. Bölge koordinatörleri eğitim, ekonomi gibi alanlarda uzman kişiler olabilir. Böylece bürokratik hiyerarşi azalarak uygulama daha hızlı gerçekleşmiş olur. 

Bir diğer husus da yetki devrinin gerçekleşmesidir. Yani öğrenci, öğretmen sayısıyla devasa bir hacme ulaşan eğitim camiasının Ankara’dan yönetilememesi. Bu nedenle merkezi otorite yetki paydaşlarını yerele indirgemesi gerekir.

Kısacası anlatmak istediğim, eğitimde kronikleşen sorunların çözüm noktası olan yönetim sisteminin günün koşullarına cevap veremiyor olmasıdır. 20 yy. yönetim sistemi ile 21 yy. eğitim sistemini yönetemezsiniz. Çünkü nüfus arttı, beklentiler değişti, sanayi devriminin yerini bilişim çağı aldı vs…

Peki, PISA, TIMSS gibi uluslararası sınavlarda çıtayı nasıl yükseltebiliriz?

1)     Aklı, bilimi referans alarak uzun vadeli eğitim politikaları oluşturulmalı, eğitim siyasi değil bir devlet politikası olmalıdır.

2)     Eğitim fakültelerinin yeniden yapılandırılması, öğretmen liselerinin yeniden açılması. Eğitim fakültesi öğrencilerinin mezuniyet sürecine kadar çeşitli akademik sınavlardan ve psikolojik testlerden geçirilmesi ve öğretmen olmanın zorlaştırılması. Böylece öğretmen niteliği yükselecektir.

3)     Liyakat sistemi egemen kılınmalı. İş ehline verilmeli. Tanıdık, eş dost kayırmacılığına son verilmeli,

4)     Üç yaşından itibaren her çocuğun okulöncesi eğitim alması zorunlu tutulmalıdır.

5)     İlkokul ve ortaokul kademelerinde temel bilimler, yabancı dil yoğunluklu müfredat ile öğrencilerin kendilerini ifade edebilecekleri, potansiyellerini ortaya çıkarabilecekleri kültürel, sosyal faaliyetlerle desteklenmeleri gerekir.(Yeteneklerinin keşfi ve yönlendirmenin bu yaşlardan itibaren başlaması.)

6)     Lise kademesinde ders seçiminin 9.sınıftan itibaren başlaması, mesleki yönlendirmenin olgulaştırılması.  

7)     Kademeler arası geçişte akademik becerilerin yanında sosyal becerilerin de sınav puanlarına dâhil edilmesi,

8)     Özellikle liselere geçişte öğrenciler, mümkün olduğunca istediği okul türlerine yönlendirilmeli. Öğrencilerin ve velilerin taleplerine göre lise türlerinin sayısı belirlenmelidir. 

Yer altı yerüstü kaynaklarımız sınırlı. Tek kurtuluşumuz genç nüfusumuz. Türkiye coğrafyasıyla, iklimsel koşullarıyla ve en önemlisi genç nüfusu ile dinamik ülke. Gençlerimiz ile ancak bu ülkeyi ayağa kaldırabiliriz.

Bu nedenle,

Gençlerimize, iyi eğitim vermek zorundayız,

Gençlerimizi, dünya piyasa koşullarına uygun yetiştirmeliyiz,

Gençlerimize, yeni istihdam alanları yaratmak zorundayız,

Gençlerimizi, üretime katmak zorundayız,

Gençlerimize, cesaret aşılamak zorundayız,

Gençlerimizi, girişimci kılmak onlara yeni fırsatlar tanımalıyız,

Çünkü başka çaremiz yok.

Bir an önce geç olmadan, yoksa bir çağı daha kaçırmış olacağız.

Haydi, hep birlikte…

 

İLHAN SEVİN

Eğitimci

@sevinilhan4