OZAN DEMİRALP

Milli Eğitim Bakanlığında 100 Gün 12 Hedef

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Cumhurbaşkanlığı Kabinesi göreve geldikten sonraki  “ilk 100 günlük hedefi” düzenlenen eylem planı toplantısı ile kamuoyu ile paylaşıldı. Milli Eğitim Bakanlığına ait 12 başlıkta sunulan hedefler özellikle Milli Eğitim Bakanlığına Ziya Selçuk’un getirilmesi ile eğitimciler ve kamuoyu tarafından daha da incelenir ve heyecan uyandırır bir hal aldı. Milli Eğitim Bakanlığına ait 100 günlük 12 başlıkta yer alan hedeflerin eğitim içeriğine hassasiyet gösterilmesinden büyük bir veri sistemi oluşturulmasına kadar geniş bir yelpazeyi ve eğitimde karşılaşılan sorun alanlarına dair çözümler üretmek odaklı bir eylem planının içeriğini oluşturduğu görülmekte.  Aslında eylem planında yer alan tüm hedeflerin Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un eğitim bakış açısını, Bakan olmadan önceki konferanslarındaki söylemlerini ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından önceki yıllarda yapılan iyi örnek uygulamaları öylesine işaret ediyor ki neler yapılacağına dair umutlanmamak elde değil. Eylem planında yer alan hedefleri geçmiş iyi örnekMEB  uygulamalar ve Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un bakış açısı ile getirmesi olası yenilikler olasılığında tek tek inceleyecek olursak;

1-Eğitimin İçeriği Konusuna Hassasiyetle Durulacak:  Eğitim sistemimizin uzun yıllardır eleştirilir durumda olmasının en büyük sebebinin eğitimin içerik sorunlarından kaynaklı olduğunu söyleyebiliriz. Hükümetlerce, karşılaşılan eğitim içeriği sorunlarında ve değişen dünya normlarına ayak uydurma çabalarında öncelikle program geliştirme çalışmalarına yer verildiği çokça görülmüş bir durum. 2004 yılında yapılandırmacı yaklaşım ile geliştirilen öğretim programlarının sonraki tarihlerde değişik kademelerde revize edildiği görülse de kazanımların azaltılarak eğitim içeriklerimizin sadeleştirilmesine ihtiyaç olduğu eğitimciler arasında hemfikir olunan konulardan bir tanesi. Eğitim programlarının hazırlanma aşamalarının uzun soluklu işler olduğu düşünülecek olursa kısa vadede özellikle sınavlarda başarısız olunan Türkçe, Matematik derslerinin program, kitap, materyal ve yöntem tekniğine dair revize çalışmalarının yapılabileceğini söyleyebiliriz. Yine Fatih Projesi ile oluşturulan teknolojik altyapının daha da kullanılır hale gelmesi adına Bilişim Teknolojileri içeriğinde kodlama, STEM gibi çalışmaların da içerik çalışmaları ile zenginleşeceği ilerleyen günlerde beklenebilir. Tüm bu beklenen gelişmelerin yanında Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un açıklamalarında yer aldığı gibi; “Biz aslında bilimi, aklı, sanatı sporu, ahlakı konuşacağız. Ahlakın üzerine inşa edilmemiş eğitim sisteminin geçerli olacağına inanmıyoruz. İnsan temelli bir eğitim anlayışı kuracağız. Eğitim önce evrensel seviyede kurulur.” açıklamalarından da anlaşılacağı üzere evrensel eğitim tanımı ve doğruları üzerinden ahlak temelli yerli ve milli bir eğitim sistemi oluşturmak temel hedef olarak görülmekte.

2-Tüm Okullarda Tam Gün Eğitim Gören Öğrenci Sayısı %68’den %71’’e Yükseltilecek:Eğitimin biriken sorunlarının en önemli nedeni hiç kuşkusuz ki günü kurtarma telaşı içinde plansız, programsız ve alt yapı oluşturmaksızın verilen kararlardır. Yıllardır “okul öncesi eğitimi zorunlu yapıyoruz”, “tam gün eğitime geçiyoruz” gibi söylemlerin içerisinde büyük gayretler ile belli bir aşama kaydedilse de özellikle büyük şehirlerdeki arsa sorunu, kalabalık sınıflar, öğretmen eksikleri tam gün eğitim gören öğrenci sayısının yükseltilmesi önünde halen sorunların olduğunu göstermekte. Bununla birlikte hedefin %68’den %71’e gerçekleştirilebilir olarak belirlenmiş olması, eğitim içeriklerinin geliştirme çalışmalarında zorunlu ders saatlerinin azaltılarak seçmeli ders düzenlemeleri ile fonksiyonel çözümlerin bulunması ve 4+4+4 sistemi yerine okulların kademe bütünlükleri sabit kalmak üzere belki de 1+5+3+3 gibi matematiksel çözümler ile derslik sorununun çözümüne dair adımların atılacağı günler görebileceğiz.

3-700 Eğitim Kurumu Daha Kent Güvenlik Sistemine Entegre Edilecek:Günümüz güvenlik anlayışının kent yaşamı içerisinde sadece güvenlik görevlileri eli ile yürütülemeyeceği aşikar. Özellikle büyük şehirlerde hırsızlık, yangın,  uyuşturucu madde satışı vb. okulun karşı karşıya olduğu tehlikelerin önlenmesi, izlenmesi amacı ile mobesse destekli kamera izleme sistemleri, alarm sistemleri, yangın sistemleri gibi altyapı sistemleri geliştirilerek mobil izleme yöntemleri ile servis güvenliğinden personel takibe, adi suçlardan yangın tehlikesine kadar pek çok güvenlik önleminin teknolojik altyapı ile takibi hedeflenmektedir. 700 eğitim kurumunun daha kent güvenlik sistemlerinden yararlanması hedeflense de ilerleyen günlerde teknolojik alt yapıya sahip okul güvenliğinin hızla artacağı aşikar görünmektedir.

4-Güvenlik Önceliği Olan 30 Bin Okuldan Başlanarak Her Okulda En Az Bir Polis Memuru Görevlendirilecek:Her geçen gün çocuklarımı tehlikelere karşı koruma zorunluluğu okul polisi uygulamasını getirmiştir. Sivil olarak görev yapan polis memurlarının özellikle okul giriş çıkış saatlerinde trafik ve asayiş yönünden önlemler alması, okul servislerine dair denetimler yapması, okul çevresinde bulunan park, bahçe, internet kafelerde denetimler yapması ve okul bahçesi içerisinde gerçekleşecek olaylarda da okul müdürünün koordinasyonunda hareket etmesi beklenmektedir. Okul polisi uygulamasında karşılaşılan en büyük sorun denetim formlarının okula ara sıra gelen okul polisleri tarafından doldurulması şeklinde bir uygulama ile yürütülmesi yani uygulamanın çoğunluk ile işlevsel hale gelmemesi diyebiliriz. Hedefte bahsedildiği gibi güvenlik önceliği olan okulların tespiti, bu okullara bir erkek bir kadın şeklinde görev yerleri okula yakın motorize timlerin görevlendirilmesi, polis memurları için okul polisi uzmanlığını geliştirici mesleki yapının oluşturulması okul polisi uygulamasını etkili hale getirebilecektir.

5-Öğretmenlerin Mesleki Ehliyet ve Liyakatini Güçlendirmek İçin Yüksek Lisans Oranı Arttırılacak:Öğretmenlik mesleğinin üniversite giriş sınavları ile 300 bin sınırının altında bırakılarak nitelik sorununa dair çözüm arayışı, eğitim fakültelerinde verilen eğitimin sınıftaki uygulamaları karşılama gerçekliği, KPSS sonucu belli bir puan ile mülakata girme ve sözleşmeli öğretmen olarak atanmak… Sonrasında öğretmenin görev yaptığı yer, mesleki gelişim hedefleri gibi faktörler ile yüksek lisans ve çok az sayıda öğretmenin doktora eğitimine devam etmesi, üstüne üstlük de doktora eğitimini tamamladıktan sonra akademik kariyer vb. tercih etmeyip okul sistemi içerisinde kalması…Doktora aşamasını bitirip de okullarında öğretmenlik ya da yöneticilik görevlerine devam eden eğitimci sayısının da bir elin parmakları sayısı kadar az olduğu da bir gerçek. Özellikle yüksek lisans ve doktora eğitimlerinin iller arası mazeret tayini olmaktan çıkarılması, izin yönergesindeki muğlak ifadelerin okul yöneticileri tarafından öğretmenin alehine değerlendirilmesi gibi zorlayıcı sebepler ile öğretmenlerin yüksek lisans ve doktora eğitimleri son yıllarda sekteye uğramıştır. İllerde açılan üniversite sayısının artması ile öğretmenlerin özellikle bulundukları illerde yüksek lisans eğitimlerini yapabilme olanakları, uzaktan eğitim yolu ile mesai saatleri dışında bu eğitimlerin gerçekleşmesi sağlanabilecektir. Bununla birlikte Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un sık sık belirttiği “gelecekte diplomalar geçerliğini yitirecekler, çağ yeterlik çağıdır.” düşüncesinden hareket ile Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde yeterlilik tabanlı hizmetiçi eğitimlerin öğretmenler arasında heyecan getireceğini düşünülebilir.

6-Eğitim Yöneticiliğinde Profesyonel Sisteme Geçilecek:Sadece öğretmenlerin tercih edebildiği Eğitim Yönetimi ve Denetimi lisans programı eğitimi 1995 yılına kadar üniversitelerde verilmekteydi. Her ne kadar bölümün adında “yönetim” olsa da bölüm mezunları sınav kazanma şartı ile müfettiş olarak atanmaktaydı. Milli Eğitim Bakanlığının en verimli yönetici yetiştirme modeli olarak kabul edilen uygulama ise 2000 yılında gerçekleşmiştir. Müdürlük yazılı sınavına giren eğitimcilerden başarılı olanlar hizmetiçi eğitim merkezlerinde yaz aylarında yaklaşık 2 ay boyunca eğitime alınmış, eğitim sonunda yapılan sınavda başarılı olanlar müdür olarak atanmışlardır. Meslekte asıl olan öğretmenliktir şiarı içerisinde eğitim yöneticiliği ikinci görev olarak kabul edilmiş hatta son yıllarda da 4 yıllık müdürlük/müdür yardımcılığı görevlendirmeleri ile okullar yönetilmektedir. Mülakat ile gelinen geçici görevlendirme anlayışının da eğitim yöneticiliğinin bir kariyer basamağı olarak görülmemesine, mesleki gelişim aşamasında da motive edici bir etmen olmamasına yol açmaktadır. Yine eğitim yöneticiliğinin Devlet Memurları Kanununda yer alan eğitim öğretim sınıfından çıkarılarak genel idare hizmetleri sınıfına alınması, iktisat, işletme mezunlarının KPSS ile okul yöneticiliğine profesyonel bir anlam katma ihtimali de ayrıca bulunuyor diyebiliriz. Bütün bunlardan yola çıkarak önümüzdeki günlerde eğitim yöneticilerinin sınav v.b. uygulamalar ile kadro alacakları, mesleki gelişimlerin ise uzaktan eğitim ile uzun soluklu ve meslek öncesi/sonrası eğitimler ile daha teşvik edici olacağa benziyor.

7-Yabancı Dil Eğitimini Etkin Şekilde Verebilmek İçin Hem Öğretmenlere Hem De Öğrencilere Yönelik Yeni Yöntemler Devreye Alınacak:Türk Eğitim Sisteminin en büyük kanayan yaraları arasında ilk üçteki yerini hiçbir zaman bırakmayan yabancı dil öğretememe sorunu yeni dönem hedefleri arasında yer almakta. Gramer ağırlıklı program, etkili yöntem teknik eksikliği, çevre şartlarının uyaran olarak yabancı dili desteklememesi ve öğretmen yeterlikleri yabancı dil öğretiminin belli başlı sorunları olarak sayılabilir. Üniversitelere girişte 300 bin sıralaması içine giren her yabancı dil ağırlıklı puana sahip adayın üniversitelerdeki mevcut kontenjandan daha az olmasından dolayı yerleşmeme şanslarının olmadığı göz önüne alındığında ilerleyen yıllar için üniversitelerdeki yabancı dil öğretmeni eğitiminin niteliğinin de ayrıca konuşulması gerekmektedir. Hedef cümlesinde belirtildiği gibi yabancı dil öğretmenlerinin mesleki gelişimine dair yeni projelere ihtiyaç varken mevcut yabancı dil programlarının gramerden arınık günlük kullanıma yönelik ve okulların teknolojik altyapılarınca da desteklenecek şekilde aktif bir eğitim biçimi ile şekillendirilmesi beklenmekte.

8- Okul Öncesi Eğitimden Üniversiteye Kadar Her Aşamada Öğrencilerin İlgi, Yetenek ve Becerilerinin Gelişimini İzlemek ve Yönlendirmek İçin Yeni Bir Sistem Kurulacak:Çağdaş eğitimin temel taşı “öğrencinin bireysel farklılıklarının anlama ve geliştirme” ilkesidir diyebiliriz. Bu kapsamda okullarda öğrencilerin küçük yaşlardan itibaren değişik aktivitelere yönlendirilerek ilgileri, yetenekleri ve becerilerinin izlenmesine dair değişik yöntemler uygulanmaktadır. Çoklu Zeka Kuramı ve benzeri kuramlar temel alınarak zaman zaman okullarda çeşitli envanterler ile öğrencilere dair bireysel farklılıkları anlama çalışmaları yapıldığı da görülmüştür. Yeni dönemin en önemli özelliği ise Dokuz Tip Mizaç Modelini kuram olarak ortaya koyan akademisyenin şu an Milli Eğitim Bakanımız olmasıdır. Bilimsel bir kuramın bakan değil gören bir bilim adamı tarafından hazırlanmış olması aşikardır ki sistemin başında yer alan Milli Eğitim Bakanının da “gören” olması buradan gelmektedir. Eğimin evrenselliğinden yola çıkarak bireyin mizaç türlerine yönelik tespitler ve takip geliştirme çalışmalarının yer aldığı Dokuz Tip Mizaç Modeli bireyin “mizaç” özelliklerinden yola çıktığı için de özellikle bireyin mizaç özelliklerine göre ahlak anlayışı geliştirmeye de karşılık gelmektedir. Bu kapsamda gelecek dönemde okullarda uygulanması öngörülen Mizaç Modelinin Rehberlik Servislerinin en önemli ödevi ve görevi haline geleceğini kestirmek de çok zor değil.                       

9-Her Okulun Kendi Şartları İçinde Geliştirilmesini Sağlamak İçin Kriterler Belirlenecek, Destekler Buna Göre Sağlanacak:Ülkemizin geniş coğrafyası içerisinde birbirleri ile kıyaslanamayacak şartlara sahip on binlerce okul bulunmakta. Ankara Çankaya’da bulunan bir okul ile Şırnak Silopi’de bulunan bir okulun içinde bulundukları şartlar gereği kendi içlerinde değerlendirilebilecektir. Her okulun Bakanlık tarafından getirilmesi gereken bir alt standarda ulaşması sonrasında da gelişim ve bütçelenmesinin özel olarak takibi için bir sistem kurulacaktır. Bu kapsamda okullar belirli bir endeks doğrultusunda takip edilebileceklerdir. 2010-2014 yılları arasında uygulanan İlköğretim Kurumları Standartları çalışması hem ilköğretim okullarının ayrıntılı olarak standartlarını belirlemiş hem de okullara dair veriye dayalı bilgi birikimi oluşturarak okullardaki anekdot kültüründen veri kültürüne önemli bir adım atmış uygulama idi. Bu uygulamanın başladığı tarihlerde o dönemin İlköğretim Genel Müdürünün de bugünün Bakan Yardımcısı İbrahim Er olduğunu hatırlatmakta fayda var. Okul türlerine ait kapsamlı standartların oluşturulacağı ve okulların gelişime dayalı Stratejik Planları ile bütçelerini hazırlayacakları günlerin yakın olduğunu söyleyebiliriz.

     10-Bakanlığın Yapısını, Mevzuatını ve İnsan Kaynağını Yeniden Yapılandırmak İçin Büyük Bir Veri Sistemi Oluşturulacak:Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk basın toplantısında big data, blockcahin ve yapay zeka gibi kavramlardan bahsederken Bakanlığın bu konularda çalıştaylar, çalışmalar yapacağına dair işaretler veriyordu. Bakanlık merkez ve taşra teşkilat yapısında beklenen değişikliklerin ardından personele, güvenliğe, öğrenci bilgilerine dair verilerin kent yönetim sistemleri ile okulların da standartları okul yönetimleri tarafından sisteme girilecek ve bu veriler takip edilebilcek. En önemlisi de  verilerin zincir oluşturması ile büyük verilerin değerlendirilmesi, kontrol altına alınması ve yapay zeka ile verinin enformasyona dönüşmesi gibi çabalar eğitim sisteminin önümüzdeki günlerde önemli konuşulan sıra dışı konuları arasında yerini alacağa benziyor.    

11-Mesleki Eğitimde Organize Sanayi Bölgeleri ve Üniversiteler İle İşbirliği Güçlendirilecek:Eğitim ve istihdam ilişkisini gözden kaçırmamak olmazsa olmaz temel kurallardan bir tanesidir. Sanayinin ihtiyacı olan insan gücünü yetiştiremeyen eğitim sistemleri maalesef ki yetersiz olarak tanımlanırlar. Bu noktada sanayinin istediği insan gücünün iyi tanımlanması ve sürekli işbirliği içerisinde yöntemlerin belirlenmesi önem taşımaktadır. Organize sanayi bölgelerinde açılan mesleki eğitim merkezlerinin cazibeli hale gelmesi için gerekli teşvikler halihazırda verilmekte ise de illerde yer alan ticaret ve sanayi odaları, üniversiteler ve mesleki eğitimin işbirliği içerisinde olması önemli bir detaydır. Okullarda erken yaşlarda başlayan robotik-kodlama, STEM çalışmalarının yaygınlaştırılması, illerde teknokentlerin çoğalması üretime ve markalaşmaya dair ilerleyen günlerin hedefleri olarak görülmektedir.

12-Ölçme ve Değerlendirme Sistemini Uluslararası Sıralamalarda Yükseltmek İçin Gereken Adımlar Atılacak:Eğitim sistemimizin en çok tartışılan konularından bir tanesi de uluslararası sınavlar PİSA ve TIMS’de son sıralardaki yerimizden bir türlü kurtulamamış olmamız gelmektedir. Bu sınavların yapısına baktığımızda uygulama, analiz ve sentez düzeyinde soruların yoğunlukta olduğunu ve öğrencilerimizin genel olarak bilgi basamağından yukarı çıkamaması sebebi soruları çözemediğini görmekteyiz. Bu yıl yapılan lise ve üniversite giriş sınavlarında da öğrencilere daha üst bilişsel sorular sorulduğu ve sonucun yine kötü olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk “Eğitimizi ölçtüğünüz şey belirler” demektedir. Bu kapsamda üst düzeyde soruları çözen öğrencilerin olması için üst düzey bilişsel becerilere sahip eğitim sistemine de ihtiyacınız var demektir. Yine Ziya Selçuk’un basın toplantısında yaptığı “Türkiye 15 Temmuz üzerinden de bu sınav sistemli yapının nasıl kilitlendiğini gördü” açıklaması ile de klasik sınav yapısının aslında başka alanlara da hizmet ettiğini vurguluyordu. İnsan temelli eğitim, eğitimde nitelik sorunu gibi kavramlar üzerinde sürekli üstüne basarak kaliteli eğitimin işaretlerini veren bir Milli Eğitim Bakanlığı eğitim içeriklerini uluslararası sınav sistemleri doğrultusunda revize edeceğine dair işaretler vermektedir.

Değişen, eskilere göre çok daha hızlı döndüğü kabul edilen dünyada eğitim yeniden tanımlanmak zorundadır. Bu kapsamda yeni kabine ve heyecan uyandıran ismi ile Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk Türk eğitim tarihi adına önemli bir isim olma yolunda ilerlemektedir. Kendisinin de belirttiği gibi zamana ve sabıra ihtiyaç vardır. Planlı, programlı ve liyakatli kişiler ile kısa süreli değil zamana yayılan yarınları hedefleyen eğitim sistemi için;

 Milli Eğitim Bakanlığının tepesinde yer alan bu değişiklere tabanın da ayak uydurması, bilgi ve heyecan zincirinin yukarıdan aşağıya doğru öğretmenler aracılığı ile çocuklarımıza ulaşması gerekmektedir.      

Ozan Demiralp

Eğitimci/Yazar