İLHAN SEVİN

Çağı Yakalamak İçin

Sınavlar yaklaştıkça okullarda ve evlerde ister istemez birinci gündem maddesi sınavlar oluyor. Üniversiteye girişte, sınav takviminin değişmesi, soru sayısının azalması ve soru tarzlarının değişmesi (PİSA uygun soru tarzı) gibi bir takım değişiklikler yapıldı. En azından bu yıl için sistem netleşmiş oldu. 

Sınavın 23-24 Haziran tarihinde yapılması, sınava hazırlanan adaylar için rahat bir hazırlık süreci geçirmelerini sağlıyor. Tabii diğer taraftan zamanın genişliği adaylarda rehavete de neden olabiliyor. Önemli olan süreci tempolu ve sistemli bir şekilde yönetebilmek…

Adaylara kalan zamanla ilgili tavsiyem; nisan ayı ortalarına kadar konularını tamamlamaları, pekişmeyen konuların tekrarını yapmaları ve ilerleyen süreçte sık aralıklarla deneme sınavı uygulamaları. 

Üniversitelere yerleştirmelerden daha çok liseye geçişte sancılı bir yıl olacağı şimdiden belli.

Yeni sistemle birlikte anne babalar için, karmaşık bir döngüde işler çok da kolay olmayacak gibi…

Bilindiği üzere, TEOG’un yerine gelen yeni sistemin adı Liseye Geçiş Sistemi (LGS) olarak belirlendi. 2 Haziran’da uygulanacak LGS sonucuna göre, öğrencilerin sadece yüzde 10`luk kısmı bu sınavla alan liselere yerleştirilecek. Öğrencilerin yüzde 90`nı ise ilk etapta ortaokul kayıt bölgesine göre liselere yerleştirilecek.

Merkezi sınavla öğrenci alan liselere yerleşen öğrenciler için bir sorun yok. Ancak geriye kalan yüzde 90’lık öğrenci kitlesi içinde yer alacakların yerleştirmelerinde sıkıntı yaşanacak gibi. Bunun sebeplerini şu sorularla daha net görmek mümkün;

  • Bu kadar büyük öğrenci kitlesi için yerleştirme süreci objektif kriterlere göre yapılabilecek mi?
  • İstemediği okula yerleşmek zorunda kalan öğrencilerin, okula devamı konusundaki motivasyonları nasıl sağlanacak?
  • Sınavsız bir şekilde bu okullara yerleştirilen öğrencilerin akademik başarıları çok farklılık gösterirse sınıflarda homojenlik nasıl sağalacak? 
  • Eskiden köklü ve itibarlı olan okullar, sınavla öğrenci arasına giremediği takdirde bu okulların itibarı ve niteliği korunabilecek mi?
  • Şimdiden “iyi okul”,“kötü okul” söylemlerinin yaygınlaştığı bir ortamda, bu durum okullar arasında ayrıma neden olmayacak mı?

Bu ve buna benzer soru işaretleri ile dolu belirsiz bir sistemde, velilerin ve öğrencilerin kafası gerçekten çok karışık. Herkes çocuğu için en iyisini yapmaya çalışıyor. Ancak bu durum çoğu zaman ekonomik durum ile doğru orantılı.

Özellikle liseye geçiş için hazırlık kurslarının kapatılması, dar gelirli aile çocuklarını daha da sıkıntıya sokmuş gözüküyor. En azından masrafı, özel derse göre çok daha az olan bu kurumlara herkes çocuğunu iyi kötü gönderebiliyordu. Oysa zengin aileler, çocuklarına özel ders aldırarak sınav için avantaj sağlarlarken ve ayrıca özel kolejlere gönderebilecek kadar alternatife sahipken, olan yine garibana olacak.

Bu konuda birçok defa düşüncelerimi değişik platformlarda dile getirdim. Yukarıda değindiğim ya da değinemediğim sıkıntıları yaşamamak için eğitim için yapılması gereken çok şey var. Çünkü eğitim, süreklilik gerektirdiği gibi çağın koşullarına uygunluk da gerektiren dinamik bir süreç. Bu süreci, planlı ve uzun vadeli sağlıklı bir şekilde yönetmek kolay iş değil. Ama bunu yapamadığınız zamanda günün koşullarına uygun bireyler yetiştiremiyorsunuz.

Bakın, 21. yy dünyasında artık bambaşka şeyler konuşulur oldu. Eski tabular ve sistemler tarihin tozlu raflarına çoktan kaldırıldı. 

Kullanılabilir, işlenebilir bilgi 19. yy’da kalan teorik, köhneleşmiş bilginin çok daha ötesine geçti. Bu nedenle STEM (Science, Technology, Engineering, and Mathematics) gibi üretime dayalı, çocuklara ve gençlere kodlamayı öğreten, onların hayal dünyasını zorlayan bambaşka eğitim sistemleri gelişmiş birçok ülkenin eğitim sisteminde çoktan yerini aldı. Bizim de kendi özelliklerimize uygun ama evrensel dünyayı da içine alan eğitim modellerini konuşmamızın vakti gelmedi mi?

İlhan Sevin

Eğitimci

@sevinilhan4