PROF. DR. SELÇUK ÖZDEMİR

Montessori and I am sorry!

Education is transforming from the bottom to the top

Thomas Kuhn “Bilimsel Devrimlerin Yapısı” adlı eserinde bilimsel bir alanda devrimlerin, yani büyük dönüşümlerin, artık o alandaki bilgi birikiminin, ortaya çıkan sorunlara veya sorulan sorulara cevap veremez duruma geldiğinde gerçekleştiğini ifade etmektedir. Kuhn’a göre bir alanda meydana gelen bir devrimin ardından bir süre evrimler, yani bir anlamda küçük küçük değişiklikler yeni soruların cevaplanması için yeterli olabilmektedir. O alanda yeni bir devrim, ancak evrimler şeklinde gerçekleşen yenilenmelerin ihtiyaçlara cevap verememesi durumunda ortaya çıkmaktadır. Eğitim dünyasına baktığımızda benzer bir durumu tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş döneminde görürüz. Yüzyıllar boyunca tarım toplumlarında erkek çocuklar baba ve büyükbaba, kız çocuklar da anne ve babaanne tarafından günlük işlerin beraber yapılması ve rol model olunarak yetişkinlik hayatına hazırlanırlardı. Fakat sanayi toplumu ile birlikte, evdeki anne-babanın fabrikalarda çalışmaya başlaması ve çocukların da ileride bu fabrikalarda çalışacak olması, bu eğitim modelini ihtiyaçlara cevap veremez duruma düşürdü. Böylece, bugün hala geçerliliğini koruyan okul ve eğitim modeli bir anlamda devrimsel bir dönüşümle ortaya çıktı. 200 yıldır devam eden ve genelde “klasik” olarak adlandırılan, bir öğreticinin liderliğinde öğrencilerin önlerine konulan bilgi ve beceriyi sınıf ortalaması seviyesinde kazanması olarak kabaca tarif edebileceğimiz model olgunlaşarak bugünlere geldi. Bu geçen süre içinde zaman zaman yeni yöntemler ve araç-gereç/teknolojiler klasik eğitimin küçük evrimler şeklinde gelişmesini/değişmesini sağladı. Klasik eğitim bir anlamda bugün en fazla “neo-klasik” eğitim olarak adlandırılabilir, ama onun ötesine geçilemedi. Bu yeni yöntem ve araç-gereç/teknolojiler klasik eğitimde öğreticinin kullandığı önceki yöntem ve araç-gereç/teknolojilere simetrik olarak yerleştirildi. Karatahtanın hemen yanı başına beyaz tahta onun da yanına elektronik (akıllı) tahta; veya kitapların yanına bilgisayar; veya test yapraklarının yanı başına tabletPC’lerdeki etkileşimli test yaprakları geldi. Yaptığımız sadece ve sadece klasik anlayışı yeniden yorumlayarak “neo-klasik” bir anlayış ortaya koymak oldu. Aslında bu durum 200 yıl boyunca toplumların sosyal ve ekonomik gelişmelerini sağlamak için yeterli de oldu. Bu eğitimden geçen yüz milyonlarca çocuk ve genç hayatlarının en fazla ilk 22 yılında aldıkları eğitimle ondan sonraki 40 yıl boyunca önlerine konulan işleri yapabilir hale geldiler ve geçimlerini sağlayabildiler.

Bilimsel devrimler kapıyı bir kez çalar!

1980’lerin başındaki PC devrimi, 1990’larda başlayan internet devrimi ve özellikle son 15 yıldır yoğun bir şekilde yaygınlaşan 3D yazıcılar, insansız kara-hava araçları, akıllı cihazlar, otonom çalışan yazılımlar ve robotlar, tarihte ilk defa “kas gücüne dayalı emek” kavramını kökünden değiştirirken sosyal hayatta ve emeğe dayalı ekonomi dünyasında yepyeni sorular ve sorunlar yaratmaya başladı. Yeni nesillerin eğitimiyle ilgili ortaya çıkan bu yeni sorulara artık klasik veya neo-klasik eğitimin vereceği herhangi bir cevap kalmadı. Yalnızca önlerine konulan işi yapan “robotik insanlar” yetiştirmeye odaklanan klasik eğitim anlayışı, yeni nesillerin önlerine konulacak rutin işleri otomatik, hatasız, çok daha düşük maliyetle yapan “otomatik makinelerin” yarattığı sorunlara cevap veremez duruma geldi. Bu nedenle şu anda okul, öğretmen, öğrenci, bilgi gibi eğitim kavramının temel bileşenleri tüm dünyada büyük bir dönüşümün sancılarını yaşamaktadır. Eğitimdeki sancıların farkında olan ülkeler bunları dindirmek için bu temel bileşenleri tekrar tanımlamak için büyük çabalar sarf etmeye başladılar bile. Matbaayı görmezden gelen, bilimsel dönüşümü anlayamayan, sanayi devrimini ıskalayan bir toplumun ferdi olarak şunu üzülerek söylüyorum ki millet olarak görmezden gelebileceğimiz, anlamayabileceğimiz veya ıskalayabileceğimiz son bir devrimle karşı karşıyayız. Bu seferkini de kaçırmamız durumunda, bundan sonraki büyük devrimleri veya dönüşümleri ıskalayacak bir toplum olarak muhtemelen bir arada olamayacağız.

Yeni Eğitim Devriminin Nitelikleri

Bilim ve teknoloji tarihi, ortaya çıkışından çok önce tespit edilmiş, ifade edilmiş, yazılmış buluşlara şahittir. En bilinen örnek Nikola Tesla’nın kablosuz elektrik transferidir. Sadece 10 yıldır hayatımızda olan bu teknolojiyi, Tesla 100 yıl önce ifade etmişti. Benzer şekilde bugün bazı özel okullarımızın bazı sınıflarında bazı öğrencilere yepyeni bir öğrenme modeli olarak sunulan IB eğitim programı özünde köy enstitüleri anlayışını, onun öncesinde John Dewey’in yapılandırmacı öğrenmesini ve nihayet Maria Montessori’nin eğitim anlayışını barındırmaktadır. Bu kronolojik pedagoji bilgimiz gözönünde bulundurulduğunda, bugün IB olarak veya STEM olarak adlandırılan çocukların yaparak, üreterek öğrenmelerini sağlayan eğitim anlayışı köklerini çok eskilerden almaktadır, ancak bugünün sosyal ve ekonomik nedenleri bu eğitim anlayışını yaygın ve genel bir model olmaya zorlamaktadır.

Nedir bu sosyal ve ekonomik nedenler? En başta, üretim ve emek dünyasının artık sadece önlerine konulan işi düzgün olarak yapabilen “robotik insanlara” ihtiyacı kalmadı. Enerji, iletişim, ulaşım ve lojistik araçlarımız ve kaynaklarımız hızla değişmekte. Bu değişim toplumun sadece bir kısmını değil 7’den 70’e istisnasız tüm kesimlerini büyük davranış değişikliklerine zorlamaktadır. İnsanların bu dönüşüme ayak uydurabilmesi için Montessori Hanımefendi 1870 değil de 1970 doğumlu olsaydı eğitim ortamlarında tahta oyuncak ve materyallerin yanına çocukların kendilerini yetişkinlerin dünyasına daha yakın hissetmelerini sağlayacak günümüzün dijital ve dijital olmayan her türlü teknik araç-gerecini kullanmaya gayret gösterirdi.

Eğitimde bugün içinde olduğumuz değişimi büyük bir devrimin işaret fişekleri olarak değil de “geçici bir heves” veya “geçici bir moda” olarak algılayıp büyük resmi ıskalayan veya ıskalatan politikacısı, bürokratı, akademisyeni ve eğitimcisi tarih önünde büyük bir sorumlulukla karşı karşıyadır. Mevcut ilkokul ve ortaokul öğrencilerinin ileriki yıllarda asla kullanmayacakları tek bir dilin (İngilizce) öğretilmesi için haftalık ders yükünün neredeyse %50’sini ayırmak buharlı gemiye karşılık gemideki kürek mahkûmu sayısını veya baruta karşı kılıç üretimini artırmaktan farksız olacaktır.

 

Prof. Dr. Selçuk ÖZDEMİR

Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi

Bilişim Garaj Akademisi Kurucusu

@drselcukozdemir