Doç. Dr. Selçuk Özdemir

Rusya’ya Satamadığımız Domatesler Değil Yüzümüz Kızarıyor!

Hatırlarsınız, yakın zamanda Rusya ile yaşadığımız krizde, Rusların görünen iki yaptırımından birisi turist göndermeyi kesmek bir diğeri ise sebze-meyve alımını minimuma indirmek olmuştu. Domates bu dönemin sembol ürünü olmuş, özellikle Antalyalı çiftçilerimizin yakınmaları haber kanallarından taşmıştı. Çiftçimiz, 100 yıl, 300 yıl veya 500 yıl önce atalarının yaptığı gibi dalından kopardığı domatesleri kasalara doldurup satmaya çalışıyor, ama eller satılan ürüne mahkûm olmadığı, bolca alternatifi olduğu için gözünü kırpmadan alımı kesiyor!

Mustafa Koç’un Verdiği Örnek

Rahmetli Mustafa Koç hayatını kaybetmeden bir yıl önce NTV’de katıldığı bir programda ilginç bir örnek vermişti. Japonya’daki büyük deprem ve tsunaminin ardından sahip oldukları otomotiv fabrikalarında boyama maliyetleri anlamsız şekilde arttığı halde bunun nedenini uzun süre anlayamamışlar. Daha sonra araştırdıklarında, araba boyalarının dayanıklılığını artıran özel bir kimyasalın dünyada sadece Japonya’da tsunamide yıkılan bir fabrikada üretildiğini öğrendiklerini söylemişti. Yani Japonlar öyle bir bilgiye sahipler ki bu bilgiyi kullanarak ürettikleri ürüne tüm dünya mahkum. Yani alternatifsiz olmak için ürünlerini bilimsel ve teknolojik ar-ge çalışmaları ile elde ettikleri know-how ile geliştiriyorlar. İşte bu yüzden, Japonları sevmeyen veya arası bozuk olan ülkeler de onlardan bu araba boyası kimyasalını almak zorundalar!

Zorunda Olmak!

Bu kavram çocuklarımızı çok ama çok zorlayacak, bunu yazın lütfen bir köşeye. Çocuklarımız, dünyanın “zorunda olmadığı” hiçbir şeyi onlara satma şansına sahip olamayacak yakın zamandan itibaren. Ucuz kas gücü denilen avantaj tüm ülkeler için bitiyor. Ortalama veya rutin becerilerle hayata tutunmakta çok zorlanacak bugün ilkokul veya ortaokulda okuyan kuşaklar. Teknik araç-gereç üretmeden dünyadaki en zayıf canlı olan insanoğlu, tarihte ilk defa kendi kas gücüne dahi ihtiyaç bırakmayan teknolojiler geliştirmeye başladı. Üç boyutlu yazıcılar (ki dört boyutlusu yolda), insansız-otonom kara ve hava araçları, yapay zeka ile “derinlemesine öğrenerek” kendi kararlarını verebilen akıllı cihazlar, robotlar gibi “yıkıcı inovasyonlar” binlerce yıldır edindiğimiz üretim dahil tüm ezberlerimizi yok ediyor.

Deniliyor ki her gidenin, yıkılanın yerine bir yenisi gelir, süreç içinde bir denge oluşur. Elbette öyle olacak, fakat tek sorun dengeyi sadece sürece uyum sağlayabilenler kuracak. Tarih yıkılmış devletler mezarlığıdır. Binlerce yıldır ortaya çıkan yeniliklere uyum sağlayamayan imparatorluklar, krallıklar yıkılıp giderken bu yenilikleri üreten kişiler, şirketler ve ülkeler hep güç, zenginlik ve saygınlık kazanmışlardır. 10.000’lerce yıl önce bir anda tarihten kayıtları silinen Neandertaller’den 168 İspanyol askerinin yok ettiği Aztek’lere, diğer toplumların/ülkelerin teknik-araç gereç üstünlüğüne cevap veremediği için yok olan yüzlerce örnek bulabiliriz. Bugün Ortadoğu ülkelerinin içine girdiği krizin nedeni petrolün bitmesi değil, diğer ülkelerin petrolün baskın rolünü yok eden alternatif, ucuz, temiz ve her yerde erişilebilir enerji türleri geliştirmesidir. 

Tek Sorun Hayal Kurmak mı?

Son zamanlarda hayal kurmanın önemi çok sık vurgulanır oldu. Sanatta, bilimde, teknolojide, siyasette önemli işlere imza atan insanlara baktığımızda başarılarının başlangıç noktalarının hayal kurmak olduğunu görürüz. Atatürk’ten Gandhi’ye, Newton’dan Einstein’a, Steve Jobs’tan Elon Musk’a dünyayı sarsan işlere imza atan büyük isimler daha çocukluklarından itibaren ilerideki başarılarının temelini oluşturan hayaller kurmaya başlamışlardır. Hayal kurmakla beraber bu isimlerin yaptığı en önemli şey hayallerini gerçekleştirmelerine yardımcı olacak bilgi ve becerileri kazanmak olmuştur. Bir hayalin başarıya dönüşmesi için o hayale sahip kişinin veya ekibinin gerekli donanıma sahip olması gerekir. Aksi takdirde, hayaller Kaf dağının ardındaki Anka kuşuna dönüşür, bireyin hayal kurma isteği azalır, sonuç sadece günlük ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan bireylerden oluşan bir topluma gider.

Çocuklarımızın hayallerini zenginleştirmek için gereken neyse yapalım. Yaratıcı düşünme becerilerini geliştirebilecekleri her türlü imkanı onlara sunalım, ancak mutlaka bu hayallerini, yaratıcı düşüncelerini somutlaştırabilecekleri, hayata geçirebilecekleri, aynaya baktıklarında kendilerine saygı duyacakları, başka insanlara gösterdiklerinde gururlanacakları çıktılara kavuşacakları gerekli bilgi ve beceri setlerini kazanmalarını da sağlamak zorundayız.

Çocukların Domatesle Ne Gibi Hayalleri Olabilir?

Yazının başındaki Ruslara satamadığımız domateslere dönecek olursak, domateslerle ne yaparsak başka ülkelerle aramız bozulsa bile bizden bunu almaya devam ederler sorusunun cevabı şu anda kimsede yok. Ancak, şunu biliyoruz ki hayatımıza renk katan yenilikler bazen hayalle bazen rastlantıyla ama mutlaka üreterek ve çalışarak ortaya çıkıyor. Bunun en iyi örneği patatesle yaşanmış yıllar önce. Bir lokantanın aşçısı kalın doğrayarak kızarttığı patatesleri sevmeyen ve kendisinden şikayetçi olan müşterisine kızarak patatesleri incecik kağıt gibi keserek kızartır. Bu sefer aynı müşteri kağıt gibi incecik kesilmiş patates kızartmalarına bayılır ve aşçıya teşekkür eder. Güzel bir şey yaptığını fark eden aşçı da koşturarak patates cipsinin patentini almaya gider! En ucuz ve en erişilebilir gıda olan patatesten üretilen, rastlantıyla ortaya çıkan fakat daha sonra ar-ge ile harmanlanan yüzlerce tür patates cipsinin bugün tüm dünyada oluşturduğu pazar hacmi 40 milyar dolara yakın ve dünya çapında onbinlerce insanın geçim kaynağı! Rastlantıyla bulunan bir şey bile ar-ge ile buluştuğunda istihdam alanları açan milyar dolarlık ekonomiler oluşturabiliyor.

Çocuklarımıza, kendilerini ortalama bilgi ve becerilerden kurtaracak, onları sıradan olmaktan çıkaracak, hayallerini somutlaştırabilecekleri, bazen rastlantıyla bulacakları şeyleri geliştirebilecekleri, inovasyon yapmanın pahalı, mucizevi ve sadece uzak doğulu çekik gözlü insanlara mahsus bir şey olmadığını anlayabilecekleri eğitim ortamları sunmamız gerekiyor. Bu ortamlarda çocuklarımız, inovasyon dünyasında üç yanlışın bazen bir doğruyu götürmediğini, aksine birden fazla doğruyu getirdiğini yaşayarak öğrenme fırsatı yakalayacaklar.

Doç. Dr. Selçuk Özdemir

Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi

Bilişim Garaj Akademisi Kurucusu

@drselcukozdemir