PROF. DR. SONER YILDIRIM

Neden Birden Sosyal Medya Bağımlısı Olduk?

Sosyal ağların günümüzde ne anlam ifade ettiği konusunda hepimiz bir fikre sahibiz artık. Dünya nüfusunun 3 milyardan fazlasının sosyal ağları kullandığı, ülkemizde ise bu rakamın 35 milyonun üzerinde olduğunu biliyoruz. Peki nasıl oldu da yaklaşık son 10-15 yıl içinde nerdeyse dünya nüfusunun yarısı sosyal medyanın bir parçası oldu.

Teknolojide yaşanan gelişmelerin ötesinde bu yaygın kullanımın altında yatan birçok sosyolojik ve psikolojik gerçekler var. İsterseniz bunlara bazılarına sırası ile bakalım:

Şehirleşme: Şehirlere akan nüfusla birlikte ülkemizde de şehirlerde yaşayan nüfus arttı. Özellikle kalabalıklaşan şehirlerde nüfus sitelerde ya da çok katlı apartmanlarda yaşamaya başladı. Bunun sonucunda çocuklar evden okula, okuldan eve servisle giden dışarıda akranlarıyla sosyalleşmek yerine evde vakit geçiren bireyler haline geldiler.

Çalışan Anne-Baba: Hızlı şehirleşme ile çalışan anne-baba sayısı da hızla yükseldi. Bunun sonucunda çocuklara ayrılan zaman hem süre olarak azaldı hem de bu zamanın niteliği düştü.

Tek çocuk sendromu: Ailelerin birçoğu farklı nedenlerden dolayı da olsa tek çocuk sahibi olmayı tercih ediyorlar. Özellikle annelerin çoğunun çalışıyor olması, çocuğun bakımını ve büyütülmesini zorlaştırıyor. Bu nedenle çocuklar çok erken aylarda ya bakıcılara ya da çocuk bakan kurumlara teslim ediliyor. Bunun sonucunda çocuklar evde kardeşleri ile sosyalleşmekten mahrum kalıyorlar.

Teknoloji bağımlısı anne-babalar: Eğitimde çok yaygın kullanılan şu slogan sanırım bu durumu en iyi anlatan ifade olacaktır: “Çocuk söyleneni değil gördüğünü yapar”. Maalesef çocuk ile evde geçirebilecekleri kısıtlı zamanı bile ellerinden düşüremedikleri cep telefonlarına feda eden anne-babalar çocuklarının da benzer davranış göstermesinde en önemli rol model oluyorlar.

Sosyal ağ kullanımına katkı yapan bu gerçeklerle birlikte hemen her yaştan bireylerin sosyal ağ bağımlısı olmasında fizyolojik bir boyutta var. Beynimizdeki Nukleus Akkumbens (Nucleus Accumbens) merkezi ödül ve pekiştirmeden sorumlu olan merkezdir. Bu merkez aynı zamanda dopamin hormonunun da salgılandığı merkezdir. Dopamin, diğer adıyla mutluluk hormonu, insanın günlük yaşamında ve öğrenme ortamlarında çok önemli rol üstlenen bir hormondur. Nukleus Akkumbens merkezini harekete geçiren ve dopamin salgılanmasını sağlayan birçok eylem vardır. Örneğin çikolata veya makarna yediğimizde kendimizi iyi hissetmemize neden olan dopamin hormonu bu merkezden salgılanır. Ayrıca cinsel birleşme esnasında hissettiğimiz haz da bu merkezin salgıladığı dopamin hormonu sayesindedir. O zaman sosyal medya kullanımı ve beynin Nukleus Akkumbens merkezi arasında bir ilişki olabilir mi?

UCLA’de (Kalifornia Üniversitesi, Los Angeles) 2016 yılında tamamlanan bir çalışmada yaşları 13-18 arasında değişen 32 genç fMRI teknolojisi kullanılarak beyin görüntülemesi yapılan bir çalışmaya dahil edilmişlerdir. Bu gençlere bilgisayar ekranında kendilerinin sosyal medyada paylaştıkları resimler 12 dakika boyunca gösterilmiştir. Bu resimlerin altındaki beğeni (Like) sayıları ise araştırmacılar tarafından manipüle edilmiş, bazıları azaltılırken bazıları artırılmıştır. fMRI teknolojisi ile yapılan beyin görüntülemelerinden anlaşılmıştır ki kendi resimleri altında daha fazla beğeni sayısı gören geçlerin beyinlerindeki Nukleus Akkumbens merkezi çalışmaya katılan ve resimleri daha az beğeni alan diğer gençlere göre daha aktiftir. Bu ve benzeri birçok çalışmada da gösterildiği gibi sosyal medya kullanımı aslında beynimizdeki ödül-pekiştirme merkezi olan Nukleus-Akkumbens’i harekete geçirmekte ve bu merkezden salgılanan dopamin hormonu insanların kendilerini iyi hissetmelerini sağlamaktadır. Bu çalışmanın tamamına size verdiğim bu linkten erişebilirsiniz (http://journals.sagepub.com/doi/abs/10.1177/0956797616645673). Alkol, sigara ve kumar bağımlılığında da olduğu gibi, aslında aşırı sosyal medya kullanımı bireylerin kendilerini iyi hissetmek için tekrarladıkları davranışların bir sonucudur ve bu aşırı dopamin hormonu salgısı bir bağımlılığa dönüşebilir.

O zaman insanlara sosyal medya kullanmak yerine kendilerini iyi hissettirecek ne tür etkinlikler önerebiliriz? Fizyoloji alanında başka bir araştırma bize göstermektedir ki eğer çocuklar öğrenme ortamında sevdikleri bir etkinlik ile derse başlarlar ise, mesela bir müzik aleti çalarak, bu öğrencilerin beyni mutluluk hormonu olan dopamini %9 oranında daha fazla salgılamaktır. Kokain kullanımında bile bu artışın %22 olduğunu düşündüğümüzde, %9’luk bu artışın ne anlama geldiğini daha iyi yorumlayabilirsiniz. Salimpoor ve arkadaşlarının 2009 yılında yaptığı bu çalışmanın tamamını verdiğim bu adresten okuyabilirsiniz (http://journals.plos.org/plosone/article/asset?id=10.1371/journal.pone.0007487.PDF)

Mutluluk hormonu yüksek olan öğrencilerin yeni bir şey öğrenme ihtimalleri diğer öğrencilere göre daha yüksek olacaktır. Örneğin derslere bir fiziksel etkinlik ya da müzik etkinliği ile başlamak öğrencilerin mutluluk hormonu seviyesini artıracağı için dolaylı olarak öğrenme başarılarını da artıracaktır. Sanırım birçoğumuz, eğitime sabah spor ve müzik etkinlikleri ile başlayan Köy Enstitülerindeki çocukların başarısının altında yatan bilimsel ilkelerden birini şimdi çok daha iyi anlamışızdır.

Bu ve benzeri bilimsel çalışma sonuçlarına ulaşmak ve bu sonuçların sınıf içi uygulamalarını görebilmek için farklı üniversitelerden farklı bilim dallarından uzmanlarca Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde oluşturduğumuz Neosinaps ve Neopedagoji gruplarının çalışmalarını aşağıdaki adreslerden takip edebilirsiniz.

http://www.facebook.com/neosinaps/

http://www.facebook.com/neopedagoji/

 

Prof. Dr. Soner YILDIRIM

ODTÜ Eğitim Fakültesi

Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü

soner@metu.edu.tr

https://www.facebook.com/sonerhoca