SEFER YÜRÜK

 

Açık Uçlu Sorular Neyi Değiştirecek?

Okullar arasındaki geçişte yaşanan en önemli sorun, soruların türünde veya biçiminde değil, değerlendirme aşamasıyla ilgili kaygıda…

Ayrıca, merkezi sınavların ortaokul ve liselerdeki eğitim ve öğretimi kendisine köle yapmasında…

Açık Uçlu Sorularla elde edilecek kazanımlar Çoktan Seçmelilerle elde edilenlerden üstün değil ki… Tam tersine, Açık Uçlu Sorular uygulamadaki nitelikleriyle okullarımızda var olan kökleşmiş/gelenekselleşmiş ezberci öğretimin saltanatını adeta taçla onurlandırıyorlar. Zaten okullarımızda ölçme ve değerlendirmenin ağırlığı büyük çoğunlukla Açık Uçlu sorulardan oluşuyor. Böyle olduğu halde şimdiye kadar hangi başarıyı elde ettik de şimdi merkezi sınavları da Açık Uçlu soru temeline dayandırmaya çalışıyoruz? Bu olsa olsa kamuoyunun beklentisini ötelemeye yarar.

Açık Uçlu Soruların gündeme geldiği ilk yıllardan bu yana ÖSYM yetkilileri büyük umutlar üretti.  Önce örnek sorular yayınladı, sonra da merkezi sınavlarda sembolik denecek ölçüde Açık Uçlu Sorulara yer verdi. Zaman zaman yetkililerin kişisel açıklamalarıyla da 2003’ten bu yana gündemde kalmasını sağladı.

Şimdi de TEOG, YGS ve LYS kaldırılınca, onların yerine getirilecek sistem arayışıyla birlikte Milli Eğitimin gündemine girdi. Ardı arkasına yorumlar gelmeye başladı; eğitimcilerden, öğretmenlerden, velilerden… Öğrenciler ise merak ve endişe içinde… Siyasiler de sanırım yerli yersiz yorumların önünü kesmek amacıyla, mangalın altındaki kömürü karıştırır gibi demeçler vermeye başladı.

Eğitim yayıncısı kuruluşların deneme kitapçıklarında Açık Uçlu Soru örnekleri şimdiden çoktan yerini aldı.

Ortaokullarda, liselerde yazılı sınavlara girenler, hele hele bu sınavlarda haksızlığa uğurladığını düşünenler Açık Uçlu soruların ne getirip ne götüreceğini iyi bilirler. Bu yüzden geçmiş yazılılara dönmek yerine ÖSYM web sitesinde yayınlanan Açık Uçlu sorulardan örnekler veriyorum:

ÖSYM TARAFINDAN YAYINLANAN AÇIK UÇLU SORU ÖRNEKLERİ

EDEBİYAT

“1. Bu dörtlüğün ait olduğu halk edebiyatı nazım türünün adı nedir?

  1. Bu parçada sözü edilen eserin adı nedir?

BİYOLOJİ

  1. Sürekli bölünebilme yeteneğiyle bitkinin enine ve boyuna büyüyebilmesini sağlayan dokunun adı nedir?
  2. Karboksilik asitlerin uygun koşullarda alkollerle tepkimesi sonucu oluşan organik bileşik sınıfının adı nedir?

KİMYA

  1. Sistematik adı sodyum hidroksit olan NaOH bileşiğinin yaygın adı nedir?
  2. Organik bileşiklerin fonksiyonel gruplara göre sınıflandırılmasında R-NH2 genel formülüyle gösterilen grubun adı nedir?

MATEMATİK

Bütün ayrıtları eşit uzunlukta olan bir üçgen dik prizmanın hacmi 18 birim küptür. Bu prizmanın yanal alanı kaç birim karedir?

FİZİK

Bu devreden geçen akımın, Şekil I’deki hâlden Şekil II’deki hâle gelmesi için, devreye seri olarak bağlanması gereken devre elemanı nedir?

TARİH

  1. Karahanlılar Dönemi’nde fermanlarda kullanıldığı bilinen ve Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonraki ilk edebi eserlerden olan Kutadgu Bilig’in de yazıldığı alfabenin adı nedir?
  2. III. Selim Dönemi’nde yapılan yeniliklerde daha çok hangi devlet örnek alınmıştır?
  3. 1933 yılında kurulan; ayakkabı, tekstil, kâğıtçılık gibi farklı alanlardaki fabrikaları da bünyesinde toplayan ve aynı zamanda bankacılık faaliyetlerinde bulunan kuruluşun adı nedir?

COĞRAFYA

  1. Güneydoğu Asya’da karalar ile Hint Okyanusu arasında yaz ve kış mevsimlerine göre yön değiştiren sürekli rüzgârlara ne denir?
  2. Hava olaylarının büyük bir bölümünün gerçekleştiği ve atmosferin en alt katını oluşturan katmanın adı nedir?”

Soruların asılları: http://dokuman.osym.gov.tr/pdfdokuman/2017/OSYS/Orneksorular05012017.pdf

 

Bana göre bunlar Açık Uçlu soru olmaktan epeyce uzaklar, Çoktan Seçmeli soruların adeta budanmış biçimleri, resmen Çoktan Seçmelilerin seçenekleri düşürülmüşleri... “…adı nedir, …ne denir, …hangi devlet örnek alınmıştır, …kaç birim karedir, …devre elemanı nedir” sözleriyle sonlanan soruları Açık Uçlu soru olarak nitelemek, Açık Uçlu sorulara büyük haksızlık olur. Çünkü bu tür soruların bir ya da iki kelimelik yanıtı vardır, bu yüzden düşünmeye/yorumlamaya geçit vermeyen ezber gerektiren sorulardır. Yanıtları öğrenciden öğrenciye değişmez, aynıdır. Soran, sorgulayan, düşünen ve yorumlayan bir gençlik yetiştirmekten çok uzaklar. Tam tersine ezbere yönelişi körüklerler.

Şunu da unutmamak gerekir ki Açık Uçlu Sorulara tek veya birden çok sözcükle verilecek yanıtlar hem öğretmenleri hem de öğrencileri belli bir kalıp içine sokar. Öğretmenler öncelikli terimleri ezberletme yoluna gitmek zorunda kalır. Yorum gerektiren sorularda ise milyonlarca öğrencinin benimseyeceği ortak cümleler kurmaya ve ezberletmeye yöneltir. Alternatif cümleler ürettirir. Nitekim eğitim yayıncıları, ezberi isteklendirme menülerine ister istemez yeni yeni kitaplar servis etmeye başladılar bile…

Paragrafla ilgili bir sorunun doğru yanıtını beş seçenek arasından seçmeyi ne kadar sakıncalı buluyorsak, aynı paragraf hakkında milyonlarca öğrencinin tek bir cümlede birleşmesini, onu kodlamasını beklemek ondan daha büyük yanlış olur. Doğru yanıta yakın olanlara teselli puanı verileceği söyleniyor, çözüm olmaz. Aynı yöntem Çoktan Seçmeli soruların birbirine yakın seçenekleri için de mümkündür. Değişen bir şey olmaz.

Açık Uçlu Sorularla ilgili bu uygulama sembolik nitelikte olsa bile, ikna etmesi mümkün olmayan itirazlara kaynak olmaktan kurtulamaz. Bununla kalsa iyi, ister istemez merkezi sınavlar ile okullarımız arasında Çoktan Seçmeli sorularla başlayan uçurum iyice artar. Öğretmen ve öğrencilerimiz üzerindeki merkezi sınav baskısı azalmaz, daha da büyür. Nitelikli öğretimin önündeki engellere yeni engeller ekler.

Uygulamadaki yönetmelik yazılı sınavlarda Açık Uçlu Soru emrediyor. Çoktan Seçmeli sorulara her dönemde sadece bir sınavda izin veriyor. Okullarımızdaki durum böyle olduğu halde neden istediğimiz verimi alamıyoruz? Bu sorunun yanıtını soru biçimleriyle açıklamaya çalışanlara katılmak mümkün değil, böyle çözüm gerçekçi olmaz, üstelik güncel sorunları gölgede bırakır, çözüm yollarını unutturur.

Bir de şu sorulara bakınız. Yukarıda verdiğim sorularla karşılaştırma yapınız. Geçmiş yıllarda yaptığım yazılı sorularından alınmış Açık Uçlu soru örnekleri:

  1. 8.yüzyılda Göktürk Yazıtları gibi anlatım gücü yüksek metinlere sahip olan Türkçenin Öykü, Roman, Tiyatro, Makale ve benzeri türlerde örnek vermemesinin nedenleri hakkında düşüncelerinizi yazınız.
  2. Tasavvuf şiirinin doğuşuna halk ozanlarının nasıl bir katkısı olmuştur? Görüşlerinizi maddeler halinde yazınız.
  3. Mevlâna ile Yunus Emre aynı dönemde yaşamadıkları halde, Anadolu halkının belleği onları aynı mekânda buluşturmuş ve konuşturmuştur. Bu yakıştırmanın nedeni ve amacı ne olabilir? Kısaca açıklayınız.
  4. Çalıkuşu, Aşk-ı Memnu, Eylül gibi romanları dünya çapındaki klasikler arasında göremiyoruz. Bunun nedenini okuduğunuz bir romandan hareketle açıklayınız.
  5. Türkçe’nin ses ve yapı bakımından uygun olmadığını bildikleri halde, Türk şairlerin Aruz vezniyle yazmaya özenmelerinin nedeni ne olabilir? Görüşlerinizi anlatınız.
  6. Bulunduğu ortamlarda Türkçe konuştukları, Türkçe sohbet ettikleri halde Mevlâna, Mesnevi’yi Farsça; Hacı Bektaş Veli, Makalat’ı Arapça yazmıştır. Türkçe yazmayışlarının nedeni ne olabilir? Kısaca açıklayınız.
  7. Uluslararası bir dergi, sizden İstanbul’u tanıtan bir yazı yazmanızı istese, İstanbul’un hangi yönünü anlatırdınız? Neden? Düşüncelerinizi planlı bir kompozisyon biçiminde yazınız.

 

Açık Uçlu soruların bunlar gibi veya benzer nitelikte olduğunu var sayalım, öyleyse;

  • Bu soruların yanıtları yanıt anahtarında birkaç kelimeyle sabitlenebilir mi?
  • Milyonlarca öğrencinin aynı cümle veya sözlerde birleşmesi sağlanabilir mi?
  • Optik cevap kağıtları öğrencilerin düşüncelerini yazacak kadar hacimli olabilir mi?
  • Okumakla görevli eğitmenler öğrencilerin yanıtlarına nasıl puan takdiri yapabilirler?
  • Okunamayan yazılar yanlış mı/doğru mu sayılır?

 

Okullarda öğrenciler yazılı kağıtlarını görme hakkına sahip oldukları için, beklentiler önemli ölçüde karşılanabiliyor. Bu durum merkezi sınavlarda mümkün olacak mı? Milyonlarca öğrenci kağıtlarını görebilecek mi?

Yine tekrar etmek istiyorum, okullar arası geçişteki çıkmazımız soruların türünde veya biçiminde değil, merkezi sınavların ortaokul ve liselerdeki eğitim ve öğretimi adeta kendine köle yapmasında…

Elbette ki Açık Uçlu sorular benim de gözdem. Bir şartla ki, sadece SORULARI HAZIRLAYANLARIN, YANITLAYANLARIN ve OKUYANLARIN yüz yüze gelebildiği ortamlarda olması koyşuluyla... Aksi halde eğitimde büyük hasarlar oluşur, okulları sevimli kılan değerler onarımı zor yaralar alır.

Kaç kişi tarafından okunursa okunsun, okuyanların çok olması haksızlığa uğradığını düşünenleri ikna etmeye yetmez. Düşünün bir kere, merkezi sınavlarda soruyu yanıtlayanla okuyanlar yüzleşebilir mi?

Yöneticilerin öğretmenlere, öğretmenlerin öğrencilere, öğrencilerin öğretmenlere, velilerin okullara güvenmede büyük yaralar bulunan bir sistemde Açık Uçlu sorular eğitimdeki sorunları çizmek bir yana, onların daha da büyümesine/çoğalmasına neden olur, yeni olumsuzluklar yaratır, Çoktan Seçmeli soruların adaletini aratır hale gelir.

   

ÖYLEYSE SORUN NEREDE?

Çoktan Seçmeli Sorular her ne kadar beklentilerimize arzu ettiğimiz nitelikte yanıt vermese de tartışma gerektirmeyen sonuçlarının toplumumuz tarafından kabul görmüşlüğü var; elektronik ortam değerlendirmeleri kişi değerlendirmelerinden daha objektif olduğu içindir ki, kuşku yaratmamaları var. Çoktan Seçmeli Soru bazında yakınan ne bir öğrenci ne de bir veli gördüm… Oysa okullarda Açık Uçlu Sorularla yapılan sınavlarda itirazlar eksik olmuyor. En basitinden 98 puan almış bir öğrenci bile iki puanın nereden kırıldığını görmek ve bilmek istiyor. Doğal hakkı da… Öğretmenine güveni bir yana, yönetmeliğin emredici hükmü gereği öğretmen her öğrenciye yazılı kâğıdını göstermek zorunda.

Öğretmen öğrencileri dinliyor, yanıt anahtarı doğrultusunda itiraz gerekçelerini değerlendiriyor. Ancak her zaman öğrenci ikna edilemiyor, haklı veya haksız olarak sesini yükseltiyor, bazen bu öğrenciler seslerini okul yönetiminin duymasını sağlayabiliyorlar, öğretmenle öğrenci arasındaki güveni zedelemekle kalmıyor, velilerle öğretmenlerin karşı karşıya gelmelerine neden olabiliyor. Burada bitmiyor, Açık Uçlu Soruların değerlendirmesiyle ilgili anlaşmazlıklar bölge idare mahkemelerine kadar uzanabiliyor.

Öğretmen tarafından Açık Uçlu sorularla yapılan yazılı sınavlarda haksızlığa uğradığını düşünen öğrencilerin sesi öğretmenler odasına kadar gidebiliyor, yönetici odalarından bile duyulabiliyor. Velilerin hışımla okula geldiği yaşanan bir gerçek. Düşünebiliyor musunuz? Açık Uçlu sorularla yapılan merkezi sınav sonuçları açıklandıktan sonra, haksızlığa uğradığını düşünenlerin sesi, sonuçtan memnun olmayanların sesi ülke genelinde birleşirse, nerelerden duyulur, kimler duyar? MEB/ÖSYM bu ihtimali gözden ırak tutmamalı…

 

AÇIK UÇLU SORULARIN KAZANIMI VAR MI?

Üniversiteye giden öğrencilerin sayısında artış olacak mı?

Yükseköğretim kurumlarının niteliklerine göre isabetli öğrenci yerleştirmesi sağlanacak mı?

İyi ki değiştirildi, iyi ki Açık Uçlu sorular geldi diyebilecek miyiz?

Okullarımızda Öğretmen Merkezli Öğretimden vazgeçmedikçe, hangi soru türü sorulursa sorulsun başarı sıralaması aynı olacaktır. Belli öğrenciler yine üst sıraları paylaşacaktır. Nitekim bunu zaten okullarımızda görüyoruz. Hem Açık Uçlu hem de Çoktan Seçmeli sorularla yaptığımız sınavlarda yine hep aynı öğrenciler ilk sıralarda yer alıyor.

Eğitim sistemimizde nihai verimsizliğin nedeni olarak gösterilen Çoktan Seçmeli sorulara haksızlık edildiği kanısındayım. Bu tür sorulara ben de karşıyım, ancak –yukarıda da belirttiğim gibi– başarısızlığın nedeni olarak gösterilmesini kabul edemiyorum. Çünkü okullarımızdaki başarısızlığın nedeni başka…

  • Çünkü sınıfların dört duvarları arasında yapılanlarla öğretmenlerden beklentilerimiz örtüşmüyor.
  • Çünkü üniversitelerin öğretmenlere yükledikleriyle, öğretmenlerin öğrencilere verdikleri arasında çok büyük farklar var.
  • Çünkü akademisyenlerin öğretmenlere vermek istedikleriyle öğretmenlerimizin akademisyenlerden beklentileri çok farklı.

Eğitim gerçeğimizin bu yönlerini göz önünde bulundurmayanlar hemen öğretmeni suçluyorlar; öğretmenlerin eğitim eksikliğine, akademik bilgi yetersizliğine, daha da ileri gidenler tembelliğine yoruyorlar. Bilmiyorlar ki her öğretmen her öğretim yılı için en az 36 ile 144 arasında senaryo üretmek zorundadır... Bazı branşlarda bu sayı kat kat artıyor. Üstelik o senaryolardan bir o kadar film üretmek zorunda kalıyorlar. Sonra da öğrencilerin filmleri sevmediklerini, istekli izlemediklerini görünce, sorunlar başlıyor. Hemen öğretmene saldırılıyor, suçlanıyor. Suçlamak hangi sektörde çözüm oldu ki, eğitim ve öğretimde de olsun?

Sınıf yönetiminde istediğimiz verimi neden alamıyoruz, biliyor musunuz? Şu örneği iyi düşünün: Bir binanın projesini mimar çiziyor, yüklenici yapıyor, mühendis kontrol ediyor. Bir dersin Konu Anlatım Planı da tıpkı bina projesi gibidir, eminim ondan daha değerlidir. Oysa sınıf yöneteninde ders planını ÇİZEN de, İNŞA EDEN de, DENETLEYEN de öğretmenlerimiz… Durum böyle olunca, günlük plan ya hiç yapılmıyor ya da yapılanlar göstermelikten öteye geçmiyor.

Öğretmenlerimiz adeta gelenekselleşmiş bir alışkanlığın sonucu olarak sınıfa ya hiç plansız giriyorlar, doğaçlamaya sırtını yaslıyorlar, ya da gelişigüzel bir taslak çiziyorlar. Doğal olarak plansız ya da gelişigüzel yapılmış bir planla inşa edilen bina ne kadar sağlam olur? Öğretmen sadece sınıf yönetiminin yüklenicisi olmalı ve öyle kalmalıdır.

1 Ekim 2012 tarihli Milliyet gazetesinde, “Ders Planlarını Satarak Milyoner Oldu” başlıklı bir haber ilgimi çekti. Haberde, işsiz kalan Amerikalı bir öğretmenin geçim sıkıntısı nedeniyle öğretmenlik yaptığı yıllarda hazırladığı Konu Anlatım Planlarını internet ortamında satarak bir öğretim yılında bir milyon dolardan fazla kazandığı anlatılıyordu. Aynı haber başka gazetelerde de yayınlandı, televizyonlarda da haber olarak verilmişti.

Gelişmiş ülkelerde öğretmenlerin konu anlatım planına gerek duymadıklarını sanıyordum. Bu yüzden pek çok ulusal gazete ve televizyonda yer alan bu haberi okuyunca önce şaşırdım, sonra da çok etkilendim. Demek ki, bizim okullarımızda üvey evlat muamelesine bile layık görülmeyen konu anlatım planı, meğer Amerikalı öğretmenler için satın alınacak kadar değerliymiş.

Eğitimden kaliteli ve nitelikli verim almak için konu anlatım planına olan acil ihtiyacımızı o habere isnatla daha iyi anladım.

Amerikalı öğretmenler sıradan bir planla derse giriyorlarsa, şimdi aradaki açığı kapatabilmemiz bize sıradan planlar yetmez; bizim öğretmenlerimiz olağanüstü planlarla, zenginleştirilmiş -senaryolaştırılmış planlarla derse girmeli ki aradaki açığı kapatabilelim. Ancak bu tür nitelikli bir planı kesinlikle öğretmenlere yüklemeyelim, onların yapmasını istemeyelim. Plan bazında öğretmenlerimize destek verelim, onların yanında olalım… Hem de hiç zaman kaybetmeden…

Sefer Yürük