ÖMER ORHAN

Eğitim sisteminin hormonel yapısı… 

TEOG kaldırıldı, YGS ve LYS sizlere ömür...

Olsun, alıştık artık, en kısa zamanda yine kaldırılacak yeni bir şeyler bu sınavların yerini alacaktır. Her ne kadar kaldırmak kolay, kondurmak zor olsa da bu konuda başarımız tescillenmiş maşallah.

Bakanlık, yaptığı açıklamada yeni sistemler üzerinde çalışıldığını, kamuoyunda yapılan açıklamaların gerçeği yansıtmadığını defaten söylese de ortalık toz duman! Eğitim camiasından olsun olmasın herkes falcılığa soyunmuş durumda. Kulaktan dolma bilgilerle yeni sistem şöyle olacak, böyle olacak söylemleri / lafları…

Elbette benim de bazı tahminlerim var ama açık uçlu TEOG örneklerini birkaç gün önce açıklayarak, sınavın iptal edildiği bilgisini bizim gibi medyadan öğrenen yetkili insanların durumunu düşününce, tahmin bende kalsın dedim.

Konuşulan en yüksek olasılıklı değişiklik, ders dışı çalışmaların da notlandırılması/değerlendirilmesi olacak gibi görünüyor. Yani öğrencilerin akademik başarıları yanında sosyal, sportif, sanatsal başarıları da artık önem kazanacakmış.
–mış!

Bu çok yeni bir haber değil. Eğitimin içinde olan, eğitimle ilgili sorunlara kafa yoran kişiler, bunu daha önce de duymuştur. Ancak konu, bu kez hayata geçirilecek gibi görünüyor.

“Bahtiyarım!”

Güzel sanatlar eğitimi almış bir insan olarak, ülkemizde tiyatroların kapanması, heykellere bakış açısı gibi birçok alanda sanatın görmezden gelinmesi içimi dağlamıştı.

Okullarımızda sanat derslerinde başka dersler yapılması, resim diğer adıyla görsel sanatlar, müzik ve beden eğitimi derslerinin görmezden gelinmesini üzüntüyle izlemiştim. Gerçi bu konuda birkaç yazı kaleme almıştım ama en kayda değer icraatım okul müdürlüğü yaptığım dönemde (bilen bilir) okulumun her dersin hakkıyla yapılmasını, sanat derslerinin ders içinde ve dışında tüm okul toplumunun katılacağı veya içinde yer alacağı etkinliklerle genişleterek bir okul kültürü oluşturmam olmuştur.

Çoktan seçmeli sınavlara hazırlanırken çocukların ve gençlerin yeteneklerinin köreltilmesinin, onların meslek hayatlarına olumsuz yansıyacağının altını çizdim durdum.

Okurken sanat eğitimi almamış, hiçbir organizasyona katılmamış, sosyal ve kültürel çalışmaları zaman kaybı olarak görmüş bir insanın “en iyi üniversiteyi” kazanması, oradan mezun olması ve meslek sahibi olması her anlamda ona başarı getirmez.

Hangi meslek grubunda olursa olsun insanın yaratıcı olması gerekir. Yaratıcılık ise marketlerde satılmadığı gibi internetten sipariş edebileceğiniz bir şey de değil… Aşısı da yok serumu da!

Bu tür kazanımlar küçük yaşlardan başlayarak ve zamanla edinilebilir.

Çok şükür, çok şükür bugünü de gördük demiş şair…

Bundan sonra okullarımızda spor, sanat ve sosyal çalışmalar hak ettiği itibarı görecek diye ümitleniyoruz. Ancak bu çalışmaların puanlanması ve puanların okullara girişte kullanılacak olması beraberinde yine bazı sorunlar getirecektir.

Kaldırılan sınavlarda uygulanan yöntemde okul puanlarının herhangi bir kritere bağlanmadan ve formüle edilmeden direkt kullanılması, öğretmenlerin ve okulların üzerinde baskı oluşturmuştu. Unutmayalım ki hormonlu puanlar nedeniyle de öğrencilerin gerçek başarıları görülememiş, sınavların ayırt ediciliği tartışılır hâle gelmişti.

Eğer ders dışı çalışmalar da puanlanır ve bu puanlar okullara girişte bir önceki şekilde olduğu gibi kullanılırsa, bunlar da hormonlu puanlara dönüşecektir.

Ders dışı çalışmaların sertifikalarla belgelenmesi şartı getirilirse, bunun da bazı formüllerinin bulunacağına ve kolaycılığa neden olacağına eminim.

Aman dikkat!

Sistem, insanların tenezzül edeceği açıklar bırakacak şekilde kurulmamalı, adil ve gerçek anlamda emeği ayırt edici olmalıdır.

Ömer ORHAN

Fen Bilimleri Okulları Genel Müdürü