ÖMER ORHAN

İnsanlar “şişirmeyi” sever! Buyurun üfleyelim…

 

İnsan, diğer canlılar içerisinde tek düşünen ve en akıllı olandır. Kırk bir kere maşallah, “Allah nazardan korusun”, korusun da neyi korusun?

Hemen her konuda çatışan insanları birleştiren bu “akıllıyız” söylemi, henüz hiçbir canlı tarafından onaylanmamıştır. Bundan sonra da herhangi bir canlı bunu onaylar mı bilinmez ama insanın varoluşundan beri davranışlarında olumluya giden bir seyir yoktur.

Oysa aklı, insanın hayatını karmaşık hâle getirmeye ve onu doğallıktan da uzaklaştırmaya itmiştir. Ayrıca akıl, egoyu ortaya çıkartmış ki işte “biz” o zaman bittik. Egomuzun işaret ettiği sosyal kimlikte de “ben” yazıyordu. Çok sevdik, “bencildik” artık…

“Ben”ler de sahip oldukları kültüre göre farklı özellikler sergilerler. Örneğin bizdeki “ben” durumunu en güzel özetleyen söz ve Türk filmlerinin vazgeçilmez repliği; “Ya benim olacaksın, ya toprağın!”dır. Ortamız yok.

İnsanın sahip olma dürtüsü o kadar kuvvetlidir ki maalesef vazgeçmeyi de çoğu zaman bilememiştir.

Tarih boyunca birçok bilim insanı bu konuya kafa yormuş, makaleler, kitaplar yazmış ama nafile. İnsanlar, hep anlamak istediklerini anlamıştır.

O, her şeyi bilendir. Yılmaz, yanılmaz, yıkılmaz…

Kendini sürekli güçlü gösterme çabası içinde olan insan, bunun için birçok alan yaratmıştır. Maddi zenginlik en bilindik alanıdır. Para ve servet, güç olarak anlamlandırılmış ve kabul edilmiştir.

Zenginlik, sosyal statü ve üstünlük hissini de beraberinde getirmiş, birçoğuna göre her şeyi ”satın” alabileceği bir güç olarak görülmüştür. Elde etmek ve kaybetmemek için aklının ve duygularının işaret ettiği her şeyden vazgeçebilir duruma gelinmiştir.

Zenginlik kabartma tozu gibidir, insanın egosunu şişirir ve kabartır. Gözle göremediğiniz bir şeyin bu kadar şişip büyüyebileceğini, insanların üzerinde etki yaratacağını başka bir canlıda görme şansınız da yoktur.

Egonun büyümesinin en önemli nedenlerinden biri de “makamdır”. Hakkıyla gelinen makamların “hakkını” vererek, genel anlamda diğerlerine bir gönderme yapmadan geçmek olmaz. Makamı elde etmiş, koltuğunu doldurmuş, diğerlerinden farklı olan yukarıda sözü edilen ve ayırt edilen, o “muhteşem” insandan söz etmeden nasıl geçeriz. Tümüyle bir başarı abidesi! Makamı için ne badireler atlatmış, görüşmeler yapmış, kendini her konuda nasıl da ikna etmiş ve koltuğa oturmuştur. Bundan sonra zaferin tadı çıkartılmalı, talimatlar verilmeli, haddi aşanlara had bildirilmelidir. Öte yandan kendisine minnet duygusunu dile getirenlere zaman ayırmalı ve egosunun şişirilmesine izin vermelidir. Yapılacak çok iş vardır!

Literatürde bunlara “biz” diyemeyenler yani “benciller” ya da “egoistler” denir. “İzm”leri bile vardır “egoizm”… Ancak çalışan, emek veren, ter dökenlerin böyle bir “izm”leri olmadığı gibi egolarını şişirecek fırsat ve alan da bulamazlar.

İşin en kötü tarafı ise tanımları yapanlar, kuralları koyanlar, prosedürleri belirleyenler de yine onlardır. İşi prosedürlere ne kadar uygun yaptığını açıklamak ve kendini anlatmak zorunda kalanlar ise diğerleridir. Ancak akıl dışı yaklaşımlarla her zaman haklı olanlar, elbette gücünün zirvesinde olanlardır.

Birileri mutlaka gücünü yitirenlerin yerini alacak, bunun için ne gerekiyorsa yapacaktır. Yaptığı işin ne kadar doğru olduğunu kendi vicdanına, yüreğine ve aklına anlatacak, kendini ikna edecektir. İnsanoğlu var olduğundan beri bu durum böyle olmuş ve bundan sonra da böyle olacaktır.

Hangi meslek grubunda olursa olsun, bu yaklaşım mutlaka sergilenmektedir. Bu, insanın hamuru ile ilgili bir şeydir. Kimisinin hamurunda “ego” biraz fazla kaçmıştır.

Makamını, zenginliğini ve gücünü bir kenara bıraktığında geride kalan sensin! Yaşama kattığın değerler ve hak ettiğin için saygı görmelisin. Eğer böyle değilse, oturduğun koltuğa gösterilen saygı için her kalktığında kendisine teşekkür edebilirsin.

Şişmeyi bekleyen egolar için buyurun hep birlikte üfleyelim

 

ÖMER ORHAN

Eğitimci

Twitter / @omerorhn