DOÇ. DR. MUSTAFA YAVUZ

MÜSADENİZLE İCAT ÇIKARABİLİR MİYİM?

Yenilikçiliğin antropolojik kökenleri

Son yıllarda bir taraftan bütünleşik öğrenme, disiplinlerarasılık gibi kavramları kullanırken, diğer taraftan insana ait, insani olanı yalnızca psikoloji ya da teknoloji ile açıklamaya indirgemiş gibi görünüyoruz. Hâlbuki bütüncül bir bakışla değerlendirdiğimizde bu alanda felsefe, sosyoloji, antropoloji, tarih, siyaset bilimi, yönetim, eğitim, sanat gibi pek çok disiplinin söyleyecek sözlerinin olduğu açık. Bu alanların sesleri kısılarak yapılan değerlendirmelerin çapı ve derinliği ile ilgili ciddi sorunlar ortaya çıkacaktır.

Yenilikçilik konusunda yazılan bir makalenin “globalleşen dünya, teknolojik devrim, 4. Sanayi devrimi” gibi kavramlarla başlaması gerekirken bu yazıda öncelikle sizleri birkaç bin yıl öncesine götürmek istiyorum.

“İlkel insanlar” (yazarın isimlendirmesi, ben evvel zaman insanı demeyi tercih ediyorum) hiç beklemedikleri bir sırada yaşadıkları dünyaya ait olmayan varlıklarla karşılaştıklarında bu burumdan inanılmaz bir şekilde etkilenmekte ve soğukkanlılıklarını yitiriyorlardı. Bu varlıkları gördükten kısa bir süre sonra başlarına inanılmaz felaketler geleceğini düşünüyorlardı. Daha önce hiç karşılaşmadıkları bu varlıkların ortaya çıkışı, tıpkı bizde doğa yasalarının apaçık bir şekilde çiğnendiği bir olay karşısında gösterdiğimiz tepki gibi onları zihinsel açıdan etkileyip şoke ediyordu (Levy-Bruhl, 1938).

Güney Afrika’da Bekuanalar’la karşılaşan ilk misyonerlerden biri şöyle bir gözlem yapmıştır: “Cehalet düzeyleri göz önüne alındığında, bilmedikleri ve gizemli buldukları her şeyi batıl inanç türünden bir tapınma nesnesine dönüştürmektedir. Bunları bir nedenleri olup olmadığına bakmadan görünmez güçlere atfetmektedirler” (Philip, 1828; Akt: Levy-Bruhl, 1938).

Görüldüğü gibi evvel zaman insanının üzerinde yeni bir durumla karşılaşmak bir şok etkisi yaratıyor ve bu şok durumu anlamlandırmanın yollarını arıyor. Bu anlamlandırma bazen bu yeni durumu/varlığı yüceltip kutsallaştırma yoluyla bazen de bu durumu kötü ruhlara atfedip lanetli olduğunu düşünme şeklinde gerçekleşiyordu. Yeni durum/varlığa yöneltilen bu duygular kabilede yeni ya da farklı bir davranışta bulunan insanlara karşı da yöneltiliyordu. Birkaç örnekten büyük genellemeler yapmanın sınırlılığı içerisinde söylenebilir ki insanın yeni bir durumla karşılaşması her zaman mümkün iken bu duruma verilen tepkiler olağandışılık göstermektedir. Evvel zaman insanının yaşantı sınırlılığı ile düşünüldüğünde yeni bir duruma yönelik bu tepkiler anlaşılabilir durumdadır. Ancak yaşadığımız hızlı değişimler ve bilgi alma kaynaklarının zenginliği bugünün insanı için neredeyse olağanlık sıra dışı bir durumdur. Bu nedenle bugün yeni durumla karşılaşma hayatın normal akışına daha uygun hale gelmiş gibi görünüyor.

Şaşırmayı, şok olmayı çok insani bir özellik olarak görsem de bugünün insanı değişim ve yeniklikler karşısında evvel zaman insanı kadar şaşırmaya devam ederse bu durum sürekli bir şaşırma ve şok durumu hali anlamına gelir. Bugün insandan beklenen (her insandan beklenmeyebilir, “insan yenilikçi olduğu kadar insandır” gibi insanı bağlamından çıkaran ve indirgeyen bir aforizma üretmek istemiyorum) yeni durumları değerler süzgecinden geçirip, değerlerle bütünleştirerek öğrenmeyi sürdürme, yeni duruma uyum sağlama ve yeni bir durumu arama ve yenilik yapma becerisidir.

Yenilikçiliğin Mayası Bilgi Değil Kültürdür

Yeni ilaç kullanmak istemeyenleri yeni hastalıklar bekler (Bacon, Denemeler) 

Her ne kadar insanlığın ürettiği bilgi de kültürün bir ögesi ise de; yenilikçilik için bundan daha fazlasına ihtiyaç vardır. Yenilik; yeni fikir ve bilgi yaratmadır. Popüler işlevi bakımından akıllı telefonlar, tabletler, hatta deniz kenarında bir tatil gibi insana geçmişte ve şu an hissetmediği ihtiyacını vazgeçemediği ihtiyaç haline getirme işidir. Bu süreçte gözde düşünme biçimlerinin esiri olmadan çok boyutlu, geçmiş, bugün ve geleceğe uzanan bir düşünme biçimi ile düşünce ve/veya ürün ortaya koyabilen bireyler yenilikçi olarak tanımlanabilirler.

Yenilikçi insanı bekleyen talihsiz durumlardan birisi insanların yenilikten Fransız ihtilalinden daha çok tekerleğin icadını anlamasıdır. Bugün de durum benzerliğini koruyor. Yenilik hareketlerini tetikleyecek, mevcut paradigmayı ve gözde düşünme biçimlerini değiştirecek düşünceler, kavramlar, terimler, kuramlar üretmek değerli olarak kabul görmezken, neredeyse yalnızca kodlama yapmak yenilikçilik olarak düşünülmektedir. İnsanlık hâlâ tekerlek gibi gözle görünür ve elle tutulur ya da kodlama gibi gözle görünür bir beceri ortaya koymadan yapılan soyutlamaları bir yenilik olarak göremez durumdadır. Hâlbuki Selimiye’de yeni olan en bilindik şekliyle taş üstüne taş koyularak yapılan duvarı değil, taşa, harca ruh veren tasarımın arkasındaki anlam derinliğidir. Öğrencilerin kodlama öğrenmesi, bir işçiye duvar örmeyi öğretmekten farklı değildir. Eğer duvar örmeyi öğrenen Selimiye inşa etmek yerine en fazla bir bahçe duvarı yapabilecek derinlikte ise, kodlama öğrenen de derinliğe ve vizyona sahip olmadığı durumda ancak kodlamanın bahçe duvarını inşa edebilir. Önemli olan duvar örmeyi öğrenenin de, kodlamayı öğrenin de neyi neden öğrendiğini bilecek bir anlam bütünlüğüne sahip olabilmesidir. Okyanusları gemi yapımcıları değil, ufkun ötesini görmek isteyen meraklı denizciler keşfetmişlerdir. 

Yenilikçi düşüncenin yalnızca teknoloji alanında mümkün olabileceği düşünülse de bu yanlış bir düşüncedir. Yenilikçi düşünceler internet ortamında yayıldığı ve çoğu zamanda teknolojiyi bir platform olarak kullandığı için yenilikçilik ve teknoloji neredeyse iç içe geçmiş gibi görünüyor. Amazon.com ya da yemeksepeti.com birer teknoloji firması değil, ana uğraş alanları interneti bir platform olarak kullanan perakendecilik ve yemek organizasyonu faaliyetleridir. Basitçe örneklendirirsek parkı bir platform olarak kullanarak içine kafe açmak park ve bahçe işleri yapmak değil, kafe işletmektir. Burada yenilikçi olmak isteyen bireyin öncelikle mevcut ve olası insan ihtiyaçlarını gözlemleyip bu ihtiyaçların giderilmesini farklı bir platforma nasıl taşıyabileceği ile ilgili düşünce üretebilmesidir. Bu arada yenilikçilik teknoloji alanında olmaz demek istemiyorum. Aksi takdirde daha önce hiç ihtiyaç hissetmediğimiz cep telefonları ve tabletlerden şu an neden vazgeçemediğimizi açıklayamayız.

Yenilikçi birey mi, yenilikçi organizasyon mu?

Üniversite sınavlarına hazırlanırken öğretmenlerimiz seçenekleri ikiye indirmişseniz atabilirsiniz derlerdi. O zaman atıyorum: Birey. Ama şimdi bu görüşümü desteklemem de gerekir. Alternatif akımı ya da depolama aygıtlarını (CD, USB) herhangi bir şirketin genel kurulu değil, her ikisi de bireyler (Nikola Tesla ve Norio Ogha) tarafından insanlığa kazandırılmıştır. Ancak diğer taraftan tüm yenilikçi faaliyetler nihai olarak toplumsal niteliktedir. Sonuçta yenilikçilik insan merkezli ve insan için yapılır (Meinen ve Leifer, 2013).

İstenen veya istenmeyen sonuçları tek nedenle açıklamak fotoğrafı eksik görmek anlamına gelir. Bu nedenle doğrusal düşünme belki bize daha hızlı yol aldırabilir ancak bu çoğu zaman yanlış yolda hızlı yol alma anlamına gelir. Nasıl dudağımızda çıkan uçuğun suçlusu yalnızca dudağımız değilse, boyumuzun uzatan da yalnızca kemiklerimiz değildir.

Birey (özne) söylem içerisinde oluşur. Betimlemeler, analoji yoluyla akıl yürütmeler, istatistiki tahminler alanlarında söylemi elinde tutan iktidardır (Foucult, 1999). Bu duruma göre bir söylem içerisinde inşa olan bireyin yenilikçi olabilmesi için birey olarak bu söylem dünyasında yer bulabilmesi gerekir. Çalışma alanlarında (iş dünyası) tayin edici çoğunluğun (bazı durumlarda azınlıkta tayin edici olabilir) dili mevcut konfor alanlarını terk etmek istemiyor üstelik öğrenme sürecinin içerisinde olmayan bireylerden oluşuyorsa yenilikçi düşüncenin bu hakim söylem karşısında yapabilecekleri sınırlanır. Bütün bu anlatımlardan çıkarabiliriz ki bireyin nesneleştirildiği bir kültür değil ancak katılımcı ve demokratik bir aile, okul ve çalışma alanı yeniliğin kuluçka merkezi olabilir.

Bir dönem mobilya işçisi olan Karl Popper’i mobilyacı olmak zorlamasa da ona o işi bıraktıran sebep; kafasında uçuşan “deli fikirlerin” onu çalışamaz hale getirmesidir. Bir bölümü insanlığın yolunu aydınlatacak olan bu fikirler ve yaratıcı gerginlikler neşv ü nema bulacağı ortamlar gerektirir. Popper doğru isimdi ancak bir mobilyacı atölyesi fikirlerinin gelişip yayılabileceği doğru bir ortam değildi. Okullar ve çalışma ortamları bu eko-sistemi oluşturdukça spekülatif fikirler insanlığın önüne yeni yollar açarak hepimizin önünü aydınlatacak bir ışığa dönüşecektir.

Yenilikçi hareketin özünde insan vardır. Ancak bu insan farklı düşüncelerin değerli kabul edilip desteklendiği bir ortam bulabilirse insanlığın yolunu aydınlatma imkânı bulabilecektir. Yeniliğin çoğunlukla dallarını ve yapraklarını görmeye alışığızdır. O dalı yeşerten gövde ve kökleri görmek için daha derin bir bakış ve analiz gerekir. Yeniliğin de ötesine geçen Fransız devrimi; aydınlanma felsefesinin Diderot, Rousseau, Descartes gibi inşacıları olmadan gerçekleşemezdi. Bu örnekteki gibi Osmanlı yenileşme hareketinin eğitime yansıması olan modern askeri okullarda yetişen Mustafa Kemal, Kazım Karabekir, Fevzi Çakmak gibi isimler Türk İstiklâl Harbi’nin komuta kademesini oluşturmuşlardır.

 

Şekil 1: Araştırma sonuçlarına göre yenilikçilik piramidi

(Bly, 1991; Acemoğlu & Robinson, 2013; Rauch ve diğ.,2013; Zhang, Chen ve Sun, 2015 ; Chua, Roth, & Lemoine, 2015; Edmondson, Harvey, 2016)

Şekil 1 de görüldüğü gibi; yalnızca birey ya da organizasyonlara (okul dahil) bakarak yenilikçiliği anlamak mümkün değildir. Yenilikçilik bir tohumun topraktan başını uzatarak gökyüzü ile buluşması doğallığında bir bağlam ve bütünlük içerinde ortaya çıkar. Bu özelliği ile bir ölçüde bir takım sporudur. Takımın yeterliği, ahengi ve vizyonu yenilikçiliğin tohumlarıdır.

Yaratıcılığın içinde olmak ve başarı toplumsal kültürün katı ya da esnek olmasına bağlıdır. Katı kültürlerin bireylerinin, esnek kültürlerin bireylerine göre yabancı yaratıcı faaliyetlere katılma ve başarma ihtimalleri daha azdır. Kültürel katılığın ve esnekliğin artması bireylerin yaratıcılık faaliyetlerinin içerisinde bulunma farkını da artırmaktadır. Katı kültürler yeni yaratıcı fikirlere daha kapalıdır. Farklı düşünmenin yaratıcılığı olumlu etkilediği düşüncesine aykırı olarak, katı kültürlerin bir sonucu olan bir ölçüde benzer düşünme, yaratıcılığı olumlu etkileyebilir. Bu durum ancak bireyin kendi ülkesinde ya da benzer kültürel yapıya sahip bir ortamda gerçekleşebilir (Chua, Roth, & Lemoine, 2015). 

Yenilikçi fikirler bireylerin zihninde şekillense bile, bu fikirlerin ete kemiğe bürünmesi ancak etkili bir yönetim ve organizasyon süreci ile mümkündür. Aksi durum Vizontele isimli filmdeki Deli Emin karakterinin “Resimli radyo mu, radyonun resimlisi mi? Ş…im benim aklıma gelmişti.” cümlesini sık sık karşımıza çıkarır.

Bir toplum kendisini, okulunu, çalışma alanlarını sürekli ve umutsuz şekilde eleştirmeye başladığı takdirde kısır döngü başlamış demektir. Biz onu da yapamayız, bunu da yapamayız, icat çıkarmak bizim neyimize gibi cümlelerle sürekli eksik olanı, yok olanı anlatmayı tercih edersek var etme, yenilikçilik yürüyüşünde dizlerimizde derman kalmayacaktır. İnanma, bilişsel ve duyuşsal kapasiteyi geliştirme, gideceği yola karar verme, yeni yollar açma ve yola devam etme bizi yeniye götürecek eski ve bilindik bir yoldur. 

Doç. Dr. Mustafa Yavuz

twitter.com / @mmustafayavuz 

www.mustafayavuz.blog

 

Kaynaklar

Acemoğlu, D. & Robinson, J. A. (2013). Ulusların düşüşü - güç, zenginlik ve yoksulluğun kökenleri. İstanbul: Doğan Egmont Yayıncılık ve Yapımcılık Tic. A.Ş.

Andreas Rauch, Michael Frese, Zhong-Ming Wang, Jens Unger, Maria Lozada, Vita Kupcha & Tanja Spirina (2013) National culture and cultural orientations of owners affecting the innovation–growth relationship in five countries, Entrepreneurship & Regional Development, 25:9-10, 732-755, DOI: 10.1080/08985626.2013.862972

Bly, R. (1991). The long bag that we drag hehind us. (Eds: Zweig, C. & Abrahams, J.), Meeting the Shadow, Tarcher-Putham, Newyork.

Edmondson, Amy C. and Harvey, Jean-François, Open Innovation at Fujitsu (A) (2016). Harvard Business School Case No. 616-034. Available at SSRN: https://ssrn.com/abstract=2795597

Foucault (1999). Bilginin arkeolojisi,( Çeviren: Veli Urhan), İstanbul: Birey Yayıncılık

Meinel C, Leifer L (2013) Introduction. In: Plattner H, Meinel C, Leifer L (eds) Design thinking research. Building innovation eco-systems. Springer, Berlin, pp 3–10. 

Zhang, S.J., Chen, Y.Q. and Sun, H. (2015) ‘Emotional intelligence, conflict management styles, and innovation performance’, International Journal of Conflict Management, 26(4), pp. 450–478. doi: 10.1108/ijcma-06-2014-0039.

Roy Y. J. Chua, Yannig Roth, Jean-François Lemoine (2015). The impact of culture on creativity: How cultural tightness and cultural distance affect global innovation crowdsourcing work, Administrative Science Quarterly, 60 (2), pp. 189-227