İLHAN SEVİN

GELECEĞİ KAYBETMEDEN!

Bu ülkenin bir vatandaşı olarak beni en çok kaygılandıran eğitim kurumlarımızın güvenirliğinin giderek azalması. Boşuna dememişler, “Bir milletin geleceği ile oynamak istiyorsan, en başta eğitim sistemi ile oyna”. Gerçekten de öyle değil mi? Bugün eğer hala terör belasıyla uğraşıyorsak, her tarafımızda bombalar, silahlar patlıyor, insanlarımız ölüyorsa, en yakınımıza bile güvenimiz kalmadıysa ve tipik bir Ortadoğu ülkesine doğru hızla dönüşüyorsak, bunun en önemli sebebi eğitim sistemi ve yarattığı tahribatlar değil midir?

***

Temel eğitimden yükseköğretime kadar eğitimin her kademesinde çocuklarımızın, gençlerimizin daha doğrusu ülkemizin geleceğinin emanet edildiği kurumların son yıllarda yaşadığı güven bunalımı açıkçası beni kaygılandırıyor.

Sürekli vurgulamaya çalışıyorum. Siyasi partilerin eğitim politikası olmaz. Devletin eğitim politikası olur.

Oysa bugün eğitim, toplumun dizayn edilmesi için siyasi bir araç olarak kullanılmıyor mu? Kullanılıyor.

Bırakın farklı hükümetleri aynı hükümet içerisinde bile bakandan bakana eğitim sistemi değişmiyor mu? Değişiyor.

Bir sistemsizlik içerisinde çocuklarımız, gençlerimiz, eğitimcilerimizle kısacası hep birlikte savrulup gidiyor muyuz? Gidiyoruz.

Üst eğitim kadrosunun yaptığı ani ve gelişigüzel hamleler 20 milyon öğrencinin 800 bin eğitimcinin olduğu bu devasa kurumu alt üst olmasına neden oluyor. Sonra uğraş ki toparlayasın. Böyle giderse bu işin nereye varacağını hepimiz biliyoruz...

Kanımca 4+4+4 eğitim sistemi bu ülkeye yapılmış en büyük kötülüktür. Toplumsal uzlaşı sağlanmadan, oldubittiye gerilerek topluma dayatılan bu sistemin uzun yıllara dayalı maalesef negatif etkisi olacak. Şimdilerde yanlış görüldü ki, ertelenen tam gün ve zorunlu olmaktan çıkartılan okulöncesi eğitime tekrar dönülüyor.

***

Sınav yapılıyor ve öğrencilere deniyor ki “Paran varsa çok düşünme özel okulla git. Paran yoksa, üstüne bir de puanın azsa en ücra yerde kötü de olsa Anadolu lisesine olmadı meslek lisesine git, hiç olmadı açık öğretim lisesine biz seni göndeririz.”

Böylesi bir sistem hangi gelişmiş ülke de var?

İşte biz toplumsal kutuplaşmayı daha çocuklarımız okulla adım atar atmaz başlatıyoruz.

Patır patır her yerde gelişigüzel açılan üniversiteler ve sonuçları ortada dururken, “Parayı bastır al diplomayı mantığıyla yürüyen bir sistemle” nasıl dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına gireceğiz?

Fırsat eşitsizliğinin olduğu bir eğitim sisteminde, aynı sınav sistemiyle öğrencilerin liselere ve üniversitelere yerleştirilirken hangi hakkaniyetten bahsedebiliriz?

Gittikçe objektiflikten uzaklaşan işe alım sınavları ve merkezi sınavların yerine getirilen mülakat sistemi, işi hepten “Adamın varsa iş var, yoksa sürünmeye devam...” anlayışına götürmüyor mu? Bu durumda nasıl eşit vatandaşlıktan sözedebileceğiz?

Yıllarca sınavlarda yaşanan skandallar, çalınan sorulara ne demeli?

Çalınan sadece sorular değildi, çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğiydi…

Yapboz, koy kaldır olmadı tekrar başa dön ve sonuç olarak; güvenilirlikten uzaklaşan bir eğitim sistemi ve kurumları…

Ya son zamanlarda yaşananlar!

Proje okulları ile itibarsızlaştırılan güzide okullarımız…

Mülakata dayalı sözleşmeli öğretmen alımları…

Kısacası, verdiği eğitimle, yaptığı sınavlarıyla, özellikle GENÇLER nazarında sürekli kuşku uyandıran, güven veremeyen eğitim kurumlarının olması, O devlet için tehlike sinyallerinin çalması anlamına gelir.

Eğitim, sadece ülke ve dünya insanlığı için iyi şeyler yapabilecek aklı ve bilimi kılavuz edinmiş, nitelikli, özgüvenli, nesiller yetiştirmek olarak görülmeli.

Eğitim siyasilerin rövanşist emelleri doğrultusunda toplum mühendisliğine dönüştürülmemeli…

Aksi halde ülke olarak çok ama çok şey kaybedeceğiz…

İLHAN SEVİN

Eğitimci

@sevinilhan4