ÖMER ORHAN

Çocuklara ne öğretelim?

Eğitimlisi, eğitimsizi herkes dertli bu ülkede…

Amir, memuru, memur, amiri beğenmiyor.

Öğrenci, öğretmenden, öğretmen, öğrenciden şikâyetçiyken, velilerin çoğu ne yapacağını şaşırmış durumda.

Tek bildiğimiz öğrencilerin başarısını belirlerken sadece sınav yapmak ama onu da bir türlü hilesiz, hurdasız ya da yanlışsız yapamıyoruz. Ama vazgeçmek de yok! Tek basamak ve sade müfredat, iki basamak ve yoğun müfredat, yok olmadı en son sadeleştirilmiş müfredat…

Yurt dışına çıkarak Batı’ya seyahat edenler; temizliğe, düzene, disipline, insanların birbirine saygı göstermesine, tarihi korumalarına, sanata düşkünlüklerine, kısaca gördükleri hemen her şeye gıpta ederken, ülkeye geri geldiklerinde hemen özlerine dönüveriyor. Bazen de en maço, bıçkın, küstah, saygısız davrananlar, toplumu en çok eleştirenler, en “eğitimliler” oluyor.

Peki, başardığımızı düşünürken neden başaramıyoruz?

Yaptığımız sınavlarla en iyisini seçtiğimizi düşünürken nerede hata yapıyoruz?

Bu iş nasıl düzelir?

Eğitim, öğretimle…

“Ağaç yaşken eğilir” demişler ya, eğitimle düzelir. E biz de eğiyoruz! En değerli varlıklarımız çocuklarımıza ne gerekiyorsa öğretiyoruz!

Şimdi efendim, çocuklar hayat boyu çok şey öğrenecekler. Öğrendiklerinin bazıları bizim kontrolümüzde ve isteğimiz dâhilinde, bazıları ise bizim onaylamadıklarımız olacak. Bu nedenle konuyu karmaşık hale getirmemek gerekir.

Peki, çocuklara önce ne öğretelim?

Önce, günaydın demeyi, hâl, hatır sormayı ve selam vermeyi öğretelim. Saygı görmek istiyorlarsa, saygı göstermeleri gerektiğini anlatalım.

Çocuklara, önce yatağını düzeltmeyi, tabağını kaldırmayı, döktüklerini toplamayı öğretelim.

Kırmanın, bozmanın, yok saymanın ne denli kolay olduğunu, yaratamayacağı hiçbir şeyi yok etmemesi gerektiğini söyleyelim.

Çocuklara hak, hukuk öğretelim. Onlara adaleti anlatalım ve bir gün herkese gerekli olduğunun altını çizelim.

Tenezzül etmemeyi, onurlu bir yaşam sürmeyi ve haysiyetin ne demek olduğunu öğretelim.

Kısa yollarla doldurulmuş çağımızda, uzun yolları da gösterelim. Onlara, “sahip” olmaktan çok sahip çıkmayı öğretelim.

Çiçekçiden tüm çiçekleri satın almanın marifet olmadığını, yetiştirdiği bir bitkinin açan yapraklarının ne büyük mutluluk verdiğini deneyimlemelerini isteyelim.

Çocuklara, tamir etmenin önemini anlatalım.

Sahip olduklarına, herkesin sahip olmadığını anlamalarını sağlayalım. Şımarık bir hayatın ne kadar değersiz olduğunu öğretelim.

Gereksiz bir şey satın alırken, harcanan para ile kaç insanın doyacağını düşünmelerini isteyelim.

Mirasın ne anlama geldiğini ve gerçek mirasın ne olduğunu öğretelim. Mirasyedinin ve miras bırakanın kim olduğunu anlatalım.

Kimsenin anlatmadığı şekilde onlara savaşları anlatalım. Bir savaşta kazananın olmadığını öğretelim.

Makam ve iktidar için kimseye eziyet etmemeyi öğütleyelim. Hiçbir koltuğun, yalakalık için değmeyeceğini anlatalım.

Alın terinin ne denli kutsal olduğunu söyleyelim.

İnsan aklının, egolarının içine gömülü olduğunu ve bunu en kısa sürede bulup çıkartmanın mütevazı bir yaşam için gerekli olduğunu öğretelim.

Çocuklara sorumluluk almayı öğretelim… İyi insan olmanın ne demek olduğunu, bunun gerçek bir servet olduğunu gösterelim.

Onlara, sevmeyi öğretelim… Karşılıksız sevebilmenin ne büyük bir yürek gerektirdiğini anlatalım.

Aslına bakacak olursanız, çocuklara önce medeni olmayı öğretelim!

Bu arada, medeni olmayı önce biz yetişkinler öğrenelim, malum “armut dibine düşünüyor”. 

 

Ömer Orhan

FMV Özel Ayazağa Işık Lisesi Müdürü