Okul seçimi: “Anahtar teslim, eğitilmiş çocuk” beklemiyorsunuz değil mi?

Okul seçimi... Çocuğunuzun hayatındaki önemli dönüm noktalarından biri... Pek çok kıstas var, pek çok beklenti. “En iyi okul eve en yakın okuldur” diyenleri de görüyoruz, seçecekleri okulun tüm kadrosunu tek tek inceleyenleri de... Peki ama nedir bu işin sırrı? İyi okul nasıl seçilir? Doç. Dr. Mustafa Yavuz, Türkiye Özel Okullar Derneği Dergisi Nisan 2016 sayısında bu konuyu kaleme almış, paylaşıyoruz...

Anne-babaların bir bölümünün bugünlerde en çok sordukları sorulardan birine cevap bulmaya çalışacağız. “Hangi okul daha iyi? Çocuğumu hangi okula kaydettirmeliyim?” Önce sorunun cevabı tanıdıklardan, bildiklerden araştırılır, konu komşuya sorulur. Okullara gidilir. Okul yöneticileri ve öğretmenler okullarını uzun uzun anlatırlar. Anlarsınız ki “bütün okullar birbirlerinden iyidir.”

Seçme şansını bulan aileler için öncelikle “devlet okulu mu, özel okul mu?” sorusuna bir cevap bulmak gerekir. Ne istediğinize, daha doğrusu çocukların ne istediğine, yeteneklerine, ilgilerine göre çok etkili devlet okullarımız olduğu kadar çok etkili özel okullarımız da var.

Tıp alanındaki hastaya önce zarar verme (primum non nocere) ilkesini okullara da transfer edebiliriz. Eğer okulun zihninde çok net bir insan resmi var ve herkesi o resme benzetmeye çalışıyorsa, üstelik kendi zihnindeki resmin dışında kalanları ötekileştiren, yok sayan, olumsuz isimlendirmeler içine giren bir anlayışa sahipse okul bir oyuncu değil, taraftar yetiştirmeye çalışıyordur. Bu tür okullar herkesi aynılaştırarak, zihnindeki insan modelini inşa etmeye çalışan okullardır. Okulun aslında herkesi farklılaştırma ya da aynılaştırma gibi bir işlevi olamaz. Okul bireyde var olana saygı duyar. İnsanları aynılaştırarak bir arada tutmaya çalışmak yerine bireysel farklılıkları, demokrasi, hukuk vs. gibi değerler etrafında birleştirmeyi hede er. Bu nedenle okulda demokrasi ve hukuk kültürünün olması önemlidir. Okulları bu yönden gözlemlemenizi öneririm. Öğrencilerle öğretmenler arasındaki ilişkileri gözlemleyin. Demokrasi ve hukuk kültürünün olduğu okullarda öğrenciler çekingen değillerdir. Kendilerini rahat ifade edebilirler. Kendi görüşleri dışındaki görüşlere karşı toleransları yüksektir. Ayrıca okulda var olan demokrasi ve hukuk kültürü, onları ilerde mesleklerini yaparken daha girişimci ve kendisini daha rahat ifade edebilen bireyler haline getirecektir.

Gelelim merkezi sınav başarısının ne kadar önemli olduğuna (Sizin için merkezi sınavlardaki başarı önemsizse bu paragrafı atlayabilirsiniz. Kaç kişi atlar merak ettim şimdi...) Sizleri rahatlatır mı bilmiyorum ama Amerikan Üniversite Sınavı (ACT) ve Eğitim Yetenek Testi’nde (SAT) alınan puanla (bazı mühendislik, fen alanları dışında) gelecekteki maddi kazanç arasında hiçbir ilişki yok (Hartman, 2014). Yani yüksek puan her zaman yüksek kazanç anlamına gelmiyor. Muhtemelen bizde de durum bundan farklı değildir. Ayrıca yüksek puanla girilen bölümlerden mezun olanlar kendilerini sürekli geliştiren, yenileyen, öğrenen bireyler olmadığı sürece iş dünyası onları işe almak için ellerinde karan llerle beklemiyorlar. Bu nedenle hep söylenildiği gibi mutlu olabileceğimiz, bağlılığımızı daha uzun süre devem ettirebileceğimiz, hayat boyu hem çalışanı hem de öğrencisi olmayı isteyeceğimiz programlara odaklanmak daha yararlı olacaktır.

Tamam, illaki yüksek puan çocuğunuz ve sizin için önemliyse, hedefiniz ilk %1’e girmekse yazıyı hemen okumayı bırakmayın. Bir paragraf daha sabredin. Şimdi sizin için yazıyorum. O zaman okulun öğrenme yaklaşımını mercekle inceleyin. Bu başarıyı nasıl sağlamaya çalışıyorlar? Okulda deney, gözlem araştırma-inceleme, işlevsel bir kütüphane var mı? Gerçek bir öğrenme ortamında bunlar olur. Peki, bunlar olmadan da yüksek puan alınır mı? Evet alınabilir. Ancak sonuçları neler olabilir? (Okuma önerisi: Öğrencinin Halinden Anlayan Okul Yeni Nesil Okul “Araştıran Okul” http://ozelokullardernegi.org.tr/Dergi/Ocak2016/#/52/ )

“Ders saatlerimiz normalden fazla, çok yoruluyorum.”

“Her şeyden nefret ediyorum. Çünkü 12. Sınıfım.”

“Mutsuzum. Her geçen gün sınav yaklaşıyor.”

“Okula giderken uykusuzluktan ölüyorum, dönerken de evde çalışacağımı düşünerek üzülüyorum. Son sınıf olunca böyle oluyor.”

Yukarıdaki cümleleri kuranlar bizim çocuklarımız (Okulda biz onlara öğrenci diyoruz. Bu nedenle mi zorluyoruz bilmiyorum. Öğrenci değil mi? Öğrenecek tabi). Siz hiç merkezi sınavlara yönelik motivasyonu çok yüksek bir lise son sınıf (orta son da olabilir) öğrencisinin günlük hayatını gözlemlediniz mi? Çözdüğü çoktan seçmeli test sorularını üst üste koysak tavana ulaşır. Peki, neden böyle oluyor? Birçok okulun temel varsayımı şu: Daha çok test eşittir daha yüksek puan (Kökleşmiş bir inançtır bu. Bu görüşe katılanların yazının bundan sonraki bölümünü önyargısız olarak okumalarını öneririm). Bu inanç sürdüğü sürece öğrenciler günde 300-500 soru çözmek zorunda kalmaya devam edecektir. Hâlbuki uluslararası PISA, TIMMS gibi sınavlardaki çoktan seçmeli test sorularını, bizim kadar bu tür sorular çözmeyen ülkelerin öğrencileri daha iyi çözüyorlar. Peki, bu kısır döngü neden oluyor?

Birincisi çoktan seçmeli test çözerek, merkezi sınavlarda daha yüksek puan alınacağına dair öğretmen, veli ve öğrencilerin keskin inancı.

İkinci olarak okulda deney, gezi-gözlem, araştırma incelemeyi ihmal ettiğimiz ve öğrenciyi öğrenme sürecinin nesnesi olmaktan çıkarıp, öznesi haline getiremediğimiz için gerçek bir öğrenme gerçekleşmiyor. (Okuma önerisi: Yeni Nesil Okulda Öğrenme, http://www.ozelokullardernegi.org.tr/dergi/Nisan2015/#/34/) Öğrenmenin merkezine testi yerleştirdiğimiz için bilgilerimizi tam olarak anlamadan (çözüyoruz ama bazen ne çözdüğümüzü bilmiyoruz) neredeyse kısa süreli bellekte tutmaya çalışıyoruz. Tam bir öğrenme olmadığı için de unutmamak için sürekli test çözmek zorunda kalıyoruz. Düşünün. 9. sınıfta deney yapmadan işlenen kimya sorusunu dört yıl sonra YGS veya LYS de nasıl hatırlayıp, cevaplayacağız? Tabi ki öğrenci 9. sınıfta tam olarak öğrenilmediği için sürekli test çözmek zorunda kalınacaktır. Sonuç olarak bu durum zincirleme reaksiyon göstererek aşağıdaki sürecin yaşanmasına neden olur.

                   Şekil 1: Öğrencinin Çıkmazı

Çalışma (okul)/yaşam dengesini; öğrencinin okulda ve okul dışında öğrenmeye ayırdığı zamanla kendisine, çevresine ayırabildiği (spor, arkadaş, akraba, hasta ziyareti vs) zamanın dengesi olarak tanımlayabiliriz. Şekil 1’deki kısır döngüye giren bir öğrenci çevresine gittikçe yabancılaşacak ve okul dışındaki hayattan soyutlanacaktır.

Çoktan seçmeli testler de ölçme ve değerlendirme sürecinde kullanılan soru tiplerinden bir tanesidir. Ancak çoktan seçmeli testler öğrenme sürecinden daha çok ölçme ve değerlendirme sürecinin bir parçasıdır. Test çözmeyi bir öğretim yöntemi olarak kullanmak gerçek öğrenmenin önündeki engellerden birisidir.

Öğrenmeyi çoktan seçmeli testlere boğmanın üçüncü nedeni, bu testlerin kolay uygulanabilir olmasıdır. Öğrenme sürecinde deney, gözlem, inceleme-araştırmayı öne çıkarmak sınıfta ve sınıf dışında ciddi bir organizasyon gerektirirken, kitabın bilmem kaçıncı sayfasındaki testleri çözmek oldukça kolaydır.

Yukarıdaki kısır döngünün yerine, gerçek bir öğrenme ortamı oluşturabilen okullardaki öğrenciler deney, gözlem, araştırma-inceleme yoluyla öğrenmeyi gerçekleştirebilecekleri için dersleri daha az tekrar etmek zorunda kalarak, daha az test sorusu çözerek öğrenmenin tadına vararak, okul/yaşam dengeleri bozulmadan yüksek puanlara ulaşabileceklerdir.

Son dönemlerde turizm sektöründeki uygulamaya benzetebileceğimiz her şey dahil (all inclusive) okullar oluşmaya başladı. Bu okulların iddiasını; “çocuklarınız bizim okulumuzda hem sınavlarda hem spor, sanatta başarılı olabilir” olarak özetleyebiliriz. Bu uygulamanın sonuçlarını süreç içerisinde daha sağlıklı değerlendirebiliriz. Ancak her ne sebepten olursa olsun gittikçe uzayan okul saatleri öğrencileri yaşadıkları kentlerden, çevresinden kopararak, onları okullara hapsedebilir. Üstelik öğrenci için bireysel ve bağımsız öğrenmeye yeterince zaman kalmadığı için, öz-düzenleme, bağımsız olarak iş yapabilme becerileri gelişmeyebilir ve dıştan motive olabilen bireyler haline gelebilirler.

Öğrenmede okulun amacı, okulda kalınan süreyi gittikçe artırarak başarıyı yakalamak değil, birim okul sürenin etkililiğini ve verimini artırarak başarıyı yakalamak olmalıdır. Okulların etkililiği, kolay yapılabilen okul süresini uzatmakla değil, gerekli olan daha köklü düzenlemeler yapılmasına bağlıdır. Bu köklü değişikliklerin en önemlisi öğretmenlerin mesleki gelişimine katkı yapacak düzenlemeler yapmaktan geçmektedir. Okulda sadece öğrenciler değil, yönetici ve öğretmenler dahil olmak üzere bütün çalışanlar birer öğrenen ve araştıran olmak durumundadır. Süreç içerisinde daha etkili öğrenme yolları keşfeden öğretmenler öğrencilerin okullarda geçen zamanlarının etkililiğini artıracaklardır.

Öğretmen motivasyonu ile iş doyumu ve okula bağlılıkları arasında yüksek düzeyde bir ilişki vardır. Öğretmen ve yöneticileri gözlemleyin, onlarla konuşun. Öğretmen ve yöneticiler sürekli değişiyor mu? Okulda öğretmenlere değer veriliyor mu? En önemlisi öğretmen ve yöneticiler o okulda mutlular mı? Unutmayın, mutluluğu bir başka mutluluk üretir ve çoğaltır. Okulda öğretmenler mutlu değillerse, öğrencilerin mutlu olmaları oldukça zordur. (Okuma önerisi: Yeni Nesil Okulda Liderlik, http://www.ozelokullardernegi.org.tr/dergi/Temmuz2015/#/36/)

Eğitimin de modası vardır. Yükselen moda kavramları öne çıkararak kendisini tanıtmaya çalışan okulların öne çıkardıkları yönlerini önemseyip içeriğini anlamaya çalışmak gerekir. Ancak bir okulu etkili yapan değişkenler çok boyutludur. Size gösterilen yöne odaklanıp, o büyük resmi gözden kaçırmamak gerekir.

Kayıt yaptırılacak okulun anne-babaları ikna etmesi önemli ancak o okulda siz değil çocuklarınız öğrenci olacak. Okulu çocuklarla birlikte ve çocukların gözünden değerlendirin. Okulla ilgili yakın çevreden, mezunlardan bilgi toplamak önemli ancak her okul her öğrenciye iyi gelmeyebilir. Okulu tanımaya başlamadan önce çocuklarımızı iyi tanımamamız gerekir.

Okulun yüzme havuzu olması önemli ancak bu yüzme havuzunun nasıl kullanıldığı daha önemlidir. Yüzme havuzu olup, yüzme antrenörü, yeteri sayıda beden eğitimi öğretmeni olmaması büyük bir çelişkidir. Bu anlamda vitrinden daha çok içeriğe odaklanmak gerekir.

Okul dışında her gün değişen dinamik bir hayat var. Bu değişimlere ayak uydurabilecek kendisi de bir öğrenen olan yeni nesil araştıran okullara ihtiyacımız var. (Okuma önerisi: Yeni Nesil Okulun Kavramsal İnşası, http://www.ozelokullardernegi.org.tr/dergi/ocak2015/#/46/ )

Değerli anne ve babalar, son söz olarak, çocuğunuzun bütün gelişimini, eğitimini yalnızca bir kuruma havale ederek onlardan sosyal, duygusal, bilişsel gelişimi tamamlanmış “anahtar teslim, eğitilmiş çocuk” beklemeyin. Çocukların okul dışında da sizlerle arkadaşlarıyla, yaşadıkları çevreyle geçirecekleri hayatları olmalı. Çocuğunuzun okul dışında alması gereken eğitimi sizlerden daha iyi hiç kimse ve hiçbir kurum veremez. Sevgileri yetmez.

Kaynak

Hartman, D. K. (2014). The promotion of Stıdents in US Schools: Historicial Patternsand Current Case Study Findings – Issues for 21.st Century Policy and Practice. Cumhuriyet’in Kuruluşundan Günümüze Eğitimde Kademeler Arası Geçiş ve Yeni Modeller Uluslararası Kongresi.

 Doç. Dr. Mustafa Yavuz

(ozelokullardernegi.org.tr)


 

Eklenme Tarihi: 23:49 24-04-2016
Mustafa Yavuz İyi Okul Okul Seçimi Yeni Nesil Okul Araştıran Okul