Yılmaz: Bu dönemde eğitime önem veriliyor mu? Kesinlikle veriliyor.

Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, Anadolu Ajansı Editör Masası’da gündeme ilişkin soruları cevapladı. Türkiye`deki eğitimin çok iyi bir noktaya yol aldığının altını çizen Yılmaz, eğitimin kötüye gittiğini dile getirmenin doğru olmadığını ifade etti.

Yeni müfredat taslağına yönelik yapılan eleştirilerin hatırlatılması ve "Atatürk ve İsmet İnönü`ye ilişkin konuların sadeleştiği söyleniyor, doğru mu? Evrim teorisi müfredattan çıkartıldı mı?" diye sorulması üzerine Bakan Yılmaz, "Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetimizin kurucusu, ilk Meclis Başkanı, İstiklal Savaşı`nın Başkomutanı... Bizim bunları milletimize, gençlerimize, evlatlarımıza öğretmek asli vazifemiz. Dolayısıyla `Gazi Mustafa Kemal Atatürk`ün müfredattan çıkarıldığı` sözü doğru değildir." diye konuştu. 

İstiklal Savaşı`nın aşamaları, Birinci ve İkinci İnönü Savaşları anlatılırken, İsmet İnönü`den bahsetmemenin mümkün olamayacağını vurgulayan Bakan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: "Türkiye Cumhuriyeti`nin bağımsızlığını sağlamış Lozan Antlaşması, Lozan`ın komisyon başkanlığında İsmet İnönü var. Lozan`dan bahsedeceksiniz, İsmet İnönü`den bahsetmeyeceksiniz... Gazi Mustafa Kemal Atatürk rahmetli oldu, ikinci cumhurbaşkanı seçilecek. Eskiden Atatürk ile birlikte tarih biterdi, biz daha, 15 Temmuz`u da müfredata koyuyoruz. Dolayısıyla 2016`ya kadar bu süreç devam ediyor. İkinci cumhurbaşkanının kim olduğunu söylüyoruz ve demokrasiye geçiş. 1946, 1950 seçimleri var, demokrasiye geçiş de, bu da Cumhuriyetin taçlanmasıdır. Bundan bahsederseniz, İnönü`den bahsetmemek olur mu? İnönü`den bahsediliyor, Atatürk`ten. Hiçbir sıkıntı yok. Öğrenilmesi, sadece genel bir öğretim devresi, birinci sınıfta müzik dersinde de Atatürk var, Atatürk`ün sevdiği şarkılarla ilgili. Her bölümde Atatürk ile ilgi var, hayat dersinde de var, Atatürkçülük dersi de var." 

"Her şeyi öğrencinize öğretebilmek mümkün değil"

"Müfredattan evrim konusunun çıkarıldığı"na ilişkin söylemlere yönelik ise Yılmaz,  "Evrim konusuyla ilgili belki yüzlerce, binlerce teori var. Biz hepsini vermek durumunda değiliz. Onu çok net söyleyelim. Ancak doğa tarihi bölümünü çıkardık, doğa tarihi bölümünde bunlar bahsedilmeyecek ama detaylar üniversitede, lisans düzeyinde pekala evrim konusu işleniyor. Onda hiçbir şey yok." diye konuştu. 

Canlı organizmalara benzettiği müfredatların zamanın ruhunu yakalamasının önemine değinen Yılmaz, şu değerlendirmeleri yaptı: "Zamanın ruhunu yakalayabilmek lazım. Zamanın ruhunu yakalayamazsan toplumu gündemin dışında tutarsın. Yeni müfredatta her öğrenilen şeyi öğrencinin veya insanın hayatına etki etmesi, faydalı olması lazım. Öğrencinin faydasına olmayacak, bu insanı, toplumu, milleti 21. yüzyıla taşımayacak gereksiz tekrarlardan, lüzumsuz bilgilerden arındırmak lazım. `Efradını cami ağyarını mani` derler ya. Yani olması gerekenler, bir çerçeve var. Bu çerçevenin içinde olması gerekenler var, olmaması gerekenlerse dışarıdadır. Esasında bu yeni sistemde çok şey öğretmekten ziyade öğrenmeyi öğretmek diyoruz. Çünkü o kadar çok sınırsız bilgi var ki o bilgileri öğrendikçe sizin ne kadar az şey bildiğiniz ortaya çıkıyor. Her şeyi öğrencinize öğretebilmek mümkün değil ama bir şeyi öğretirsen çok şey öğretmiş olursun, öğrenmeyi öğretmek. İşte biz evlatlarımıza merak, soru sorma, soruyu çözümleme, analitik düşünmeyi öğretirsek, o zaman gider herhangi bir konu hakkında üniversiteden öğrenir, şimdiki gibi bilgi otoyollarına girerek öğrenebilir. Biz bunu yapacağız."

"Kamuoyu ile paylaştığınız müfredat taslağına ilişkin görüşler ve öneriler en fazla hangi konular üzerinde yoğunlaşıyor? Ayrıca, Atatürkçülük ve İsmet İnönü’nün anlatıldığı derslerde yapılan sadeleştirmeler ile evrim teorisinin çıkarılması eleştirilmişti. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusu üzerine Bakan Yılmaz, yeni müfredata ilişkin, çoğunluğu öğretmenlerden olmak üzere çeşitli öneriler geldiğini belirtti. Bu önerilerin 10 Şubat`a kadar alınmaya devam edileceğini bildiren Yılmaz, "Yeni müfredat taslağı için 165 bin 326 görüş geldi. Bize aktarılanlar, bir tecrübenin ürünü. Bu tecrübeleri dikkate alarak daha iyi bir müfredatı öğrencilerimizin önüne koyacağız." ifadelerini kullandı.

Bakan Yılmaz, insan hakları, yurttaşlık, demokrasi, Türkçe, görsel sanatlar, hayat bilgisi, fen bilimleri, müzik, oyun ve fiziki etkinlikler, matematik, sosyal bilgiler, trafik güvenliği gibi alanlarda görüşler geldiğini aktardı. Herkesin yeni bir öneri sunduğuna dikkati çeken Yılmaz, bir dersin saatini artırmanın ilave öğretmen ihtiyacına, bir dersin saatini azaltmanın da hizmetinden faydalanılamayacak öğretmenlerin açığa çıkmasına neden olduğunu dile getirdi.

Türkiye`deki eğitimin çok iyi bir noktaya gittiğinin altını çizen Yılmaz, her şeyin iyiye gittiğini söyleyip eğitimin kötüye gittiğini dile getirmenin doğru olmadığını ifade etti. Maliye Bakanı Naci Ağbal`ın "2002`de her yüz liralık verginin 86 lirası faize gidiyordu." şeklindeki sözlerini hatırlatan Yılmaz, geçen yıl ise yüz liralık verginin 11 lirasının faize gittiğini, bunun da ekonominin iyi yönetildiğinin göstergesi olduğunu vurguladı. Türkiye`de yapılan bölünmüş yol, havalimanı yatırımlarını anlatan İsmet Yılmaz, Türkiye`nin artık uydu yapabilen teknolojiye sahip olduğunu aktardı.

“Derslik başına düşen öğrenci ve öğretmen başına düşen öğrenci sayısı azaltıldı”

"İlkokul, ortaokul, lise iyi de üniversite kötü diyemezsiniz. Ürüne bakacaksınız." diyen Yılmaz, gayret ve çalışmalarının eğitimin kalitesini artırma yönünde olduğunu belirtti. Türkiye`nin 2023 hedeflerini anlatan Yılmaz, "Bu dönemde eğitime önem veriliyor mu? Kesinlikle veriliyor." dedi. Bakan Yılmaz, eğitime ayrılan bütçenin artırıldığına işaret ederek, derslik başına düşen öğrenci ve öğretmen başına düşen öğrenci sayısının azaltıldığını vurguladı. Yılmaz, kendi dönemlerinde 600 bine yakın öğretmen atandığını, öğretmen sayısının artırıldığını söyledi. 

"Din kültürü ve ahlak bilgisi müfredatında hangi değişiklikleri yaptınız? AİHM kararları müfredata nasıl yansıtıldı?" şeklindeki bir soru üzerine ise Yılmaz, din kültürü ve ahlak bilgisi dersine yönelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuruyu hatırlattı. AİHM`in verdiği kararı anlatan Yılmaz, "Din dersinin hiç olmadığı dönemlerden geçtik. Yine Cumhuriyet Halk Partisi döneminde, tekrar din dersi konuldu, 40`lı yıllarda. Neden? Hiç olmadığı dönemin sakıncaları görüldü. Demek ki din dersi olması lazım. Yine biz din dersinin seçmeli olduğu dönemleri de gördük." değerlendirmesinde bulundu. 

“Verilen bilginin birlikte yaşama kültürünü oluşturması gerekiyor”

Dinin ihmal edilerek bir yere varılamayacağını ifade eden Bakan Yılmaz, sağlıklı bir din anlayışının verilmesi, verilen bilginin de "birlikte yaşama kültürü"nü oluşturması gerektiğini dile getirdi. Yılmaz, Dışişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığından yetkililer ile Alevi kanaat önderlerinin de aralarında olduğu çalışma grubunda zorunlu din derslerinin devam etmesinin daha uygun olduğunun kararlaştırıldığını söyledi. 

Bakan Yılmaz, şunları kaydetti: "Her yerden görüşler aldık, hala da görüşler geliyor. Çalışmalar tamamlanmak üzere. Zorunlu eğitimin devam etmesi uygundur. Ancak Hıristiyan, Musevi vatandaşlarımız bundan istisna olabiliyorlar. Alevi vatandaşlarımızın bundan istisna olmasının doğru olmayacağı, onların da bu sistemin içinde olması ancak onlara ait de dini bilgilerin daha geniş şekilde verilmesi yönünde komisyonun bir raporu var. Bu rapor doğrultusunda geçmişten daha iyi bir müfredatı inşallah yakın bir zamanda halkımızın önüne çıkaracağız." 

"Medya okuryazarlığıyla ilgili bir çalışmamız var"

Medya okur yazarlığının en çok tercih edilen üçüncü seçmeli ders olduğunun, iletişim fakültesi mezunlarının formasyon alıp bu dersi vermek istediğinin anımsatılması üzerine Yılmaz, şöyle devam etti: "Otobüslerde, trenlerde, uçakta da görüyorsunuz. Herkes elinde cep telefonuyla uğraşıyor. Meclis`te bile. Güzel bir söz var, `Hepimiz bir odadaydık fakat her birimiz farklı dünyalardaydık.` diyor. Şimdi öyle bir odada olup da farklı dünyalarda olan insanlar var. Bağımlılık yapabilmesi de doğru değil. Bağımlılık yapıyor mu? Yapıyor. Ne yapmak lazım? Bunu etkili, yerinde, kararınca kullanmak lazım. Bunun için bir eğitim gerekiyor mu? Gerekiyor. Medya okur yazarlığı... İnşallah bununla ilgili bir çalışmamız var. Bunu yapacağız."  

"Açık uçlu sorular önemli bir dönüm noktası olacaktır"

"Bu yıl üniversite sınavının ikinci basamağı LYS`de açık uçlu sorular olacağı yönünde açıklamalar yapıldı. Müfredat taslağınızda da özellikle Türkçe derslerinden başlamak üzere klasik sorularla puanlama yapılmasına doğru gidişat var. Millî Eğitim Bakanlığı olarak, TEOG dahil her sınıf kademesinde test usulünün azaltılarak açık uçlu ya da klasik sorulara dönüş söz konusu mu?" sorusuna Yılmaz, "Biz istiyoruz ki öğrencilerimiz analitik düşünsün, olaylara daha geniş baksın. `A, B,C,D, hepsi veya diğerleri` gibi değil de farklı düşünceleri ortaya koyabilsinler. Doğru olanı açık uçlu sorulardır, klasik sorulardır. Bununla insanlara çok daha fazla cümleler kurduruyorsun. Farklı bakış açılarına sahip olmasını sağlıyorsun. Önümüzdeki dönem klasik sınavlara Türkçeden başlayacağız, diğer derslere de yaygınlaştırmayı düşünüyoruz. Ancak burada bu öğrencilerimizin gerçeğe dayanmayan kaygılarını da dikkate almamız lazım. Mümkün olduğu kadar tedirgin etmeden ama kendilerinin de yetişmesi için elimizden geleni yapacağız. İyi yetişmek için açık uçlu sorular önemli bir dönüm noktası olacaktır." Yılmaz, açık uçlu soruların şu anda kodlama şeklinde sınırlı sayıda sorulduğunu, Türkçe dersinden başlamak üzere diğer derslere de gelecek yıllardan itibaren yaygınlaştırılacağını bildirdi.

2019 yılına kadar okul öncesi eğitim zorunlu hale getirilecek 

"2019 yılına kadar okul öncesi eğitimin zorunlu hale getirileceği ve beşinci sınıfların yabancı dil ağırlıklı olması yönündeki hedef kapsamındaki planlamalarınız hakkında bilgi alabilir miyiz" sorusu üzerine Yılmaz, 19. Millî Eğitim Şurası`nın 2014 Aralık`ta yapıldığını hatırlattı. Eğitimde reform niteliğinde ve Türkiye`nin önünü açacak üç değişiklik hedefinin bulunduğuna dikkati çeken Bakan Yılmaz, bunlardan birisinin ilkokullarda ve okul öncesi eğitimde ikili eğitimin kaldırılarak tekli eğitime geçilmesi, ikincisinin okul öncesi eğitimin zorunlu olması, üçüncüsünün de öğrencilere yabancı dil öğretilmesi olduğunu vurguladı. 

Dışa açılabilmek ve evrenseli yakalayabilmek için mutlaka yabancı dil bilmek gerektiğini anlatan Yılmaz, "İlkokula niye koymuyoruz? Kısmen var da ama öncelikle ana dilini bilsin. Ana dilini bilsin, ana dilinin temellerini oluşturduktan sonra da bir yabancı dile geçebilsin. Lisede bunun verilmesinin geç olduğunu düşünüyoruz. O halde beşinci sınıf olursa doğrudur diye... Arkadaşlarım bir çalışma yapıyor, hem derslik konusunda hem öğretmen konusunda hem okul öncesi eğitim hem de İngilizce konusunda." değerlendirmesinde bulundu.

Yılmaz, pilot illerden başlamak üzere 2019 yılının sonuna kadar hem ikili eğitimden tekli eğitime geçme hem okul öncesi eğitimin zorunlu eğitim olması hem de İngilizce olmak üzere bu üç hususu hayata geçireceklerini söyledi. Bakan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: "İki yıl yurt dışında okumuş, İngilizceye de bireysel olarak çalışan biri olarak söylüyorum. Sanki bir eşik vardır, bu eşiği aşarsanız o problem aşılır diye düşünüyorum. Birinci sınıfta yoğunluk veriyoruz, iki, üçte azaltacağız. Düşüncemiz şu; eşik aştırmak. O eşiği aştıktan sonra doğru kullanmadığınız zaman unutulur veya geride kalır veya üzerine toz gelir küllenir. Ama o eşiği aştıktan sonra İngiltere`ye giderseniz o toz üzerinden kalkabilir. Bir kaç gün ya da hafta içerisinde."

İlkokul beşinci sınıflarda İngilizceyi ağırlıklı olarak vereceklerini belirten Yılmaz, "Aşamalı olarak pilot illerden başlayacağımız için ilanda, `şu kadar sınıf bu kadar hoca` diye de kaygımız olmayacaktır. Çünkü anayasada da o hüküm vardır, `Vatandaşa verilen bütün hizmetler ülkenin ekonomisi dikkate alınarak verilir` diye. 2019`a kadar bu üç hususu hayata geçireceğiz." dedi.


 

Eklenme Tarihi: 13:15 09-02-2017
MEB İsmet Yılmaz Eğitim Yabancı Dil