Anaokulları, İlkokul Birinci Sınıflara mı Dönüştü?

Son zamanlarda uluslararası platformlarda okul öncesi eğitimin gittikçe artan bir şekilde ilkokullara benzediği yönünde tartışmalar gündeme gelmektedir. Geçmiş yıllara kıyasla, okul öncesi eğitim kurumlarında daha çok akademik beceri gelişimine odaklanıldığı, çocuklardan daha büyük beklentiler içine girildiği, okuma-yazma ve matematik öğretimine daha fazla zaman ayrıldığı pek çok çalışma kapsamında dile getirilmektedir. 

Eğitim sistemi için proaktif bir şekilde, kanıta dayalı araştırma verisi, fikir ve yayın üretip kamuoyuna mal etmeyi amaçlayan bağımsız bir düşünce kuruluşu olan TEDMEM`in hazırladığı bu yazı, önce Valerie Strauss tarafından kaleme alınan “Kindergarten the new first grade? It’s actually worse than that” başlıklı yazı Türkçeleştirilip ardından “anaokullarının ilkokullara dönüşme” tartışmasında ülkemizdeki anaokullarının mevcut durumunu anlayabilmek adına değerlendirmelerle hazırlanmıştır.

Anaokulları, yeni birinci sınıflar mı? Aslında durum bundan daha kötü...

Virginia Üniversitesi’nde yakın zamanda tamamlanan “Anaokulları birinci sınıflara mı dönüştü?” isimli çalışma, şaşırtıcı olmayacak şekilde cevabın ‘evet’ olduğunu göstermektedir. Bu noktada 2009 yılında gerçekleştirilen “Anaokulunda Kriz” isimli çalışmayı hatırlamakta fayda görülmektedir:

“Anaokulu öğrencileri, şimdiye kadar ilkokul birinci sınıfın kapsamında olan akademik standartlara ilişkin uygunsuz beklentileri karşılamaya yönelik yoğun baskı altındadır.”

2004 yılında Washington Post’ta yayımlanan bir diğer yazıda ise şu sözlere yer verilmiştir.

“Almanca’da çocuk bahçesi anlamına gelen “kindergarten” kelimesinin karşılığı olan anaokullarının tam gün olmasıyla ilkokul birinci sınıflar için tasarlanan müfredat 5 ve 6 yaş grubu için uygulanmaya başlamıştır.”

Virginia Üniversitesi’nde Daphna Bassok, Scott Latham ve Anna Rorem tarafından gerçekleştirilen söz konusu çalışma, anaokullarının zaman içinde nasıl bir değişim gösterdiğini ortaya koyan çok az ampirik bulgu olmasından hareketle 1998 ve 2010 yıllarındaki anaokulları ve ilkokul birinci sınıfları karşılaştırmış; anaokullarının gittikçe artan bir şekilde birinci sınıflara dönüştüğü gerçeğini ortaya koymuştur.

Eğitim sistemini takip eden ve sınıfları ziyaret eden hemen hemen herkes zaten bu duruma yakinen tanıklık etmiştir. 5-6 yaş grubundaki çocuklar artık saatlerini oturup ders çalışarak geçirmekte, beden eğitimi, resim, müzik gibi etkinliklere ise daha az zaman ayrılmaktadır. Bu çocuklar bıkkınlık getirecek şekilde sınavlara tabi tutulmakta ve anaokulundan ayrılırken gelişimsel olarak hazır olmadıkları şeyleri yapabilir olmaları beklenmektedir.

Bu, şüphesiz ki anaokulu öğrencileri akademik içerikle uğraşmasın anlamına gelmemelidir. 2014 yılında “National Association for the Education of Young Children” tarafından ilgili çalışma hakkında yapılan yorumlarda şu ifadelere yer verilmiştir:

“Anaokullarında akademik içeriğe ayrılan zamanın her geçen gün artması, otomatik bir şekilde tehdit olarak algılanmamalıdır. Çocuklar doğdukları andan itibaren öğrenmeye başlar, bu sebeple anaokulları çocuklara uygun olacak şekilde öğrenme fırsatları sunmalı ve desteklemelidir. Erken çocukluk eğitimi daima çocukların öğrenmeye ihtiyaç duyduğu akademik, sosyal ve duygusal içeriği sağlamıştır. Anaokulu öğrencileri ve tüm küçük çocuklar gelişim basamaklarına uygun olacak şekilde akademik içeriği öğrenebilir.”

2015 yılında yayımlanan “Taze Zihinler: Küçük Çocuklar için Akademik ve Bilişsel Hedeflerin Ayrımı” isimli bir başka rapor ise, erken çocukluk eğitiminde neyin uygun olduğunu anlamaya dair yeni bir yol sunmaktadır. Raporda aşağıdaki ifadelere yer verilmiştir:“Serbest zaman etkinlikleri ya da akademik içeriğin öğretilmesi üzerine yoğunlaşan geleneksel tartışmalar, erken çocukluk eğitimi için sadece bu iki alternatifin olduğu varsayımından hareket etmektedir. Aslında bu kapsamdaki müfredat bileşenlerinin her birine belirli oranlarda zaman ayrılabilir. Ancak erken çocukluk eğitiminin ana bileşeni çocuğun doğasında olan bilişsel eğilimleri ateşleyecek, uyandıracak ve destekleyecek çeşitli bağlamların, deneyimlerin, fırsatların ve kaynakların sunulması olmalıdır.”

Asıl sorun şu ki; anaokulu öğrencilerinin çoğu -ve hatta ilkokul çağındaki çocukların çoğu- böylesi bağlam, deneyim, fırsat ve kaynaklardan mahrum kalmaktadır. Bununla birlikte akademik baskı alt kademelerde giderek artan bir şekilde hissedilmeye başlamıştır.

Yazının tamamı için: http://www.tedmem.org/mem-notlari/anaokullari-ilkokul-birinci-siniflara-mi-donustu

 


 

Eklenme Tarihi: 01:19 28-02-2016