2014 EĞİTİM'DE GÜNDEM DEĞERLENDİRMESİ (EğitimPedia için hazırlandı)

Bu yıl benim içi yine çok “soru”lu geçti… En çok aldığım sorular şüphesiz ki benim eğitim yılımın da özneleri oldu.

Eğitim dünyasının gündemi pek çok siyasi, yapısal ve/veya teknik ayrıntılarla dolu. Ancak bendeki sorular yani benim için gündem bunlardan biraz farklı.

İşte benim ÇOK’larım, en önemlilerim…

Okul seçimi çok zor…

Her yıl olduğu gibi, değişen, koşuşturan ama bir anlamda yerinde sayan eğitim dünyasının haşin gündemine rağmen yine pek çok izleyicim okul seçme derdinde ve bence bu yılın maalesef ki en reel sorunu yine bu.

Hem evime yakın olsun, hem pahalı olmasın. Hem siyasetin kesin kılıcından nasiplenmesin hem de kendi hayat görüşümü desteklesin. Hem uluslararası fırsatlar sunsun hem butik olsun…

İlk okuldan, TEOG sınavlarına; oradan da üniversiteye… Kriterler pek çok, dikkat etmemiz gerekenler çok fazla, çocuklarımızsa çok özel… En azından aileler ve öğrenciler gözünde eğitim gündeminin ABC’si buradan başlıyor. Okul seçimi o kadar önemli bir sorun haline geldi ki, diğer konuları konuşamıyoruz bile…

Bir okul seçerken aslında örtük bir müfredatla el sıkıştığını biliyor veliler. Akıllıca bir seçim yapmanın önemi bu anlamda çok büyük. Reçete arıyor herkes. İlk okuldan üniversiteye kadar bu hep böyle aslında. Bu alanda rehberliğe çok ihtiyaç var. Rehberlik alanı güçlü kurumlar velilerle daha kolay iletişime geçiyor.

Ben de hep bunu tavsiye ediyorum. Uzman yönlendirmeleri almak seçimlerde hayatı kolaylaştırıyor.

Öğretmen adayları çok dertli…

Matematik ve hükümetin eğitim politikaları hatta gerekli istihdam ne derse desin öğretmen adayları her şartta kadro bekliyor devletten. Bu yıl yine bu konu hem programlarımıza gelen sorularda, hem twitter’daki hesaplarımıza gelen yorumlarda çok yer aldı. Eğitim fakültesi mezunları, fen edebiyat fakültesi mezunlarına kızyor, alan dışından yapılan atamalar eleştiriliyor, eğitim fakültelerinin alan eğitim düzeyleri tartışılıyor…

Bu konuda yazılan, çizilen şeylere bakınca kimsenin kimseyi duymadığı hissine kapılıyor insan. Görünen o ki, “ihtiyaç duyulan öğretmen sayısı” daha doğrusu hükümetin belirlediği atanacak öğretmen sayısı bu sorun için elde tutulabilecek en gerçekçi data…

Bakın sayılar şöyle diyor; Yaklaşık 700 bin öğretmen adıyı 4 yıl içinde mezun oluyor. 300 bin civarında da formasyon alıp atama bekleyen öğretmen adayımız var. Kabaca 4 yıl içinde ülkemizde 1 miyonun üzerinde atama bekleyen öğretmenimiz olacak demek bu... Buna karşılık Hükümet öğretmen açığını geçtiğimiz yıllarda 130 bin olarak açıklamış ve yıl başına yaklaşık 40.000 atama yaparak üç yıl içinde bunu kapatacağını bildirmişti. Bu plan aynen devam ediyor. Bu açığın kapanmasından sonra sayılar daha da düşüyor, zira sistem her yıl sadece 15 bin yeni öğretmen alacak şekilde yapılanmış durumda…

Bu sayıları değiştirmek hem de bir çırpıda iki, üç ya da otuzüç katına çıkarmak mümkün mü, hiç emin değilim…

Öğretmen adaylarına bu konuda tüm açıklamaları okumalarını, yetkilileri dikkatle dinlemelerini öneriyorum. Sosyal medyada her gün onlarca retweet etmemi isteyen yorum alıyorum. Tabii ki konunun kamuoyu gündeminde olması çok önemli ama adı konulmuş ihtiyaç sayısı ve buna göre belirlenmiş bütçe var ortada ve hepsi birbirine çok bağlı açıkçası…

Bilişim eğitimi çok önemli…

Aklı salim herkesin birleştiği, benim de her platformda sık sık dile getirdiğim şey şu ki; Türkiye bir an önce yüksek teknoloji üretip dünyaya pazarlamalı… Çocuklarımız teknolojik dünyanın köleleri değil, üretenleri olabilmeli. Bu anlamda yapılması gereken ilk adımlardan bir tanesi de çocuklarımızı işin mutfağıyla buluşturmak... Avrupa’da kodlama öğrenme yaşı anaokulu seviyesine vardı. Türkiye de bir an önce bu kulvarda hızla ilerlemeli. Çocuklara kodlama öğretilmeye başlanmasından tutun da, bilişim dünyasının tüm unsurlarını doğru ve yerinde kullanmayı öğrenmeye kadar geniş bir alan var burada… “Top yekün bir seferberlik yapılmalı” cümlesini en çok bu başlıkta kullanmaktan yanayım.

Fatih projesi ve bütçesi hepimizi günlerce üzerinde konuşturdu. Konuya bilişim eğitimi yönünden baktığımda, eksikleri olmakla beraber, Fatih Projesi’ni önemsiyorum. En azından projeyle birlikte okullara bir teknik altyapı kazandırılıyor. Bilişim gibi bir konuda “önce teori, sonra pratik” deme lüksümüz yok. Çoğu uzmanın birleştiği şey, bilişim eğitimine çoktan başlamamız gerektiği… Bu günün tanımında kalkınmışlığın ilk argümanı o ülkenin teknolojik düzeyi. “Kişi başı milli gelir” illüzyonunu bir an önce kenara koyup, teknolojik düzeyimizi geleceğe yaklaştırmalıyız.

Geçtiğimiz haftalarda yapılan Eğitim Şurası’nda mutlaka konuşulmasını isterdim mesela ben bu konunun… Bu kadar büyük bir bütçe ayrılan bir konunun mutlaka konuşulmasını beklerdim. Ama orda konuşulmadı diye küskünleşecek halimiz yok. Özellikle özel okullarda bu konuda önemli adımlar atılıyor. Pek çok devlet okuluyla da ortak projeler yapılıyor bu konuda. Sonuna kadar destekliyorum ve her platformda paylaşıyorum. Ülkemizde çok değerli uzmanlarımız var. Hepsi ortada, son ses “Programlama Çocuk Oyuncağı” diye bağırıyorlar. Sesim sesleri olsun. Gelin siz de ses verin…

Ece Karaboncuk


 

Eklenme Tarihi: 00:09 11-05-2015