Eğitimdeki Fırsatlarımız

Onca kötü şeyi bilip, görüp, yaşamışlığımız varken yolu değiştirip fırsatları konuşmak daha iyidir bazen; yola vurgun bizim gibi yolculara nefes olur. Bu fikirden yola çıkıp bu haftaki yazıma böyle başlamayı tercih ediyorum ben de; eğitimdeki fırsatlarımız… Sizle bazı tablolar paylaşacağım yazı akışında. Bildiğimiz şeyler belki ancak, eğitimin geleceğine ait heyecanımızın tavan yaptığı bu günlerde, bir kez daha bir arada görmekte fayda var bu araştırmaları...

Fırsat: Genç öğretmenler

OECD ülkelerinde, temel eğitim öğretmenlerinin %31’i, 50 yaş ve üstü. Bizdeyse bu yaş çok daha düşük. İşte bu beni heyecanlandırıyor. Zira biliyorum ki zamanın ruhu denen şeyi yakalamak için genç öğretmenler her zaman bir fırsat. Bu fırsatı iyi değerlendirmeliyiz tabii ki. Öğretmenlerimizin yarıya yakınının 35 yaş altında olduğunu bilerek politikalar üretmeli, onları tecrübelerle desteklemeliyiz. Öğretmenlik mesleği mentorluğa evriliyor. Bu kökten bir alışkanlık değişimi demek aslında. Yeni nesil ve gelişime açık öğretmenler bu değişime direnç göstermiyor. Genç öğretmenlerden yana, bu anlamda umudum daha fazla. Bilmekten değil, öğrenmekten güç alan öğretmenler yetiştirmek hiç zor değil. Değişime inanmak şart ama...

Fırsat: İtibarlı meslek algısı

"Öğretmenlik eski itibarına sahip değil" falan diyoruz ama gelin görün ki yapılan araştırmalar, ülke genelinde öğretmenliğin hala itibar edilen beş meslekten biri olduğunu söylüyor. Türkiye’de Çalışma Yaşamı ve Mesleklerin İtibarı araştırmasını yapan Dr. Lütfi Sunar`ın mesleklerin itibar algısına ilişkin elde ettiği sıralamada ilk yirmi şöyle;

Türkiye’ye mahsus bir sosyoekonomik statü (SES) endeksi geliştirilmesi için yapılmış bu çalışma, Tübitak desteğiyle Türkiye’de 32 ilde 2 bin 500 kişiyle yapılan anketlerle oluşturulmuş. Görüyoruz ki en itibarlı 5 meslekten biri olan öğretmenlik, millet vekilliğini, avukatlığı ve mimarlığı bile geride bırakmış durumda… 

Yine OECD verilerinden, 15 yaşındaki gençlere odaklanan ve öğretmenliği itibarlı bulduğumuz iddiasını güçlendiren bir çalışma daha var elimde. Tabloya göre, Dünyadaki yaşıtlarına oranla çok daha fazla sayıda öğretmen olmak isteyen gencimiz var ülkemizde. O yaştaki bir genç, itibarlı bulmasa öğretmen olmayı hayal eder mi? İşte bize de bu hayali gerçekleştirmek düşüyor. Öğretmen olmak isteyen gençlerimizin kişisel gelişimlerine bu gözle yön vermek gerekiyor. Her seferinde merkezi bir sınav yapıp, sıralayarak, kimin neye ilgisi olduğunu bulamayız ki... Bir matematik sorusunu bir dakikada çözene başarılı, çözemeyene başarısız diyerek onları doğru mesleğe, hele hele öğretmenliğe yönlendiremeyiz. Eğitim işi insandan insana bir yolculuk. Okullarımızda gençlerimizi en baştan iyi izlemeli, öğretmen olmak istiyorum diyenlere, bu alana özgü eğitimler vermeye başlamalı ve mesleğe karşı bir aşk hissedip hissetmediğini kendilerine sorgulatmalıyız. 

Özetle; öğretmenliğe talep var, itibarlı bir meslek olarak da görünüyor toplumumuzda... Yani demek oluyor ki nitelikli ve mesleğe yaraşır bir seçme sistemimiz olsa, bu havuzdan, bu büyük talebin içinden en başarılı gençleri seçip öğretmenliğe yönlendirmemiz çok mümkün aslında. Bakın, bazı Avrupa ülkelerinde öğretmanliğe ihtiyaçtan daha az talep var. Bu oran yakın zamanda onların ayağına bağ olacak gibi görünmüyor mu size de?

Fırsat: Tarihe dayanan birikimimiz

Yıllara sari birikimimiz yine önemli bir fırsat unutmayalım ki... Prof. Dr. Ziya Selçuk da #Eğitim2023 buluşmasının açılış konuşmasında birikimimize vurgu yaparcasına “Bu toplum Katip Çelebi`den beri, 1610`dan beri arıyor. Artık bulalım. Tanzimattan beri arıyor. Artık bulalım. Bulduğumuz şey aslında aslında olduğumuz şey. Dolayısıyla bulmakla olmak arasındaki ilişkiyi biz kurduğumuzda zaten meselenin çok büyük bir kısmı çözülmüş olacak.”  demişti, hatırlayalım. Sadece biz değil, köklü tarihimizde eğitimdeki çıkış yolunu herkes aradı, herkes yazdı, çizdi... Şimdi biraz dönüp bunları tekrar okuma, hatırlama, üzerine düşünme ve harekete geçme zamanı. Şimdi bulma zamanı...

Okulları ve dersleri hayatı kucaklar biçimde, bütünleşik olarak dizayn etme fikrine bir an önce alışmamız lazım. Şu haliyle sınavlar okullardan, okullar da hayattan uzak. Geleceğe hazır çocukları, şimdiyi iyi analiz ederek yetiştirebiliriz. Eğitimde dünyanın yaptıklarına bakıp "yeni fikirler" falan diyoruz ya bazen, aslında bu kavramlar bizler için yeni de değil... 1970’deki 8. Milli Eğitim Şurası ve hatta 1926’daki ilk mektep müfredatı bugün dünyanın olmazsa olmaz dediklerini aynen söylüyor. El Harezmi (780-850), İbn-i Sina (980-1037) bilme bütüncül bakmakla ilgili onlarca çıktı üretmişler, ünlerini bu bakış açısına borçlular hatta.

 

Fırsatı görmezsek umut azalır. Oysa zaman, umutlu olma ve çalışkan olma zamanı, eğitimdeki fırsatlarımıza odaklanarak yeni politikalar üretme zamanı... Genç öğretmenlerimizi daha donanımlı hale getirip, üstlerine titremeliyiz. Bunca öğretmen olmak isteyen gencimiz içinden, en isteklilerini, en yeteneklilerini, en iyilerini ve en çalışkanlarını seçip, nitelikli eğitim vermeliyiz. Daha sonra da yine en iyi öğrencilerimizin öğretmen olmak istemesini sağlamalıyız. 

İşte bana göre ilk işimiz öğretmen seçme ve yetiştirme sürecine ait kısa, orta ve uzun planlar geliştirmek olmalı. Kısa vadede elimizdeki adayların en niteliklilerini (nitelikten kastım sadece sıralama puanları değil) öğretmenlik eğitimine seçmeli, zaman içinde de ülkedeki en başarılı gençleri öğretmen olmaya yönlendirmeliyiz. 

Ece Karaboncuk

Eğitim ve Eğitim Editörü

Twitter: @EceKaraboncuk

Instagram: @KaraboncukEce

 

Kaynaklar; www.oecd.org , www.arastiranokul.org , Education at a Glance 2018

 

 


 

Eklenme Tarihi: 11:04 16-09-2018
Ece Karaboncuk Eğitim EGT