Dünkü dersimiz #Eğitim2023 tü, 9. masa dersine çalıştı

Ziya Hocayı biliriz; en güçlü yanı olaylara felsefi bakışındadır. Yanında yöresinde olan, sözünü duyan, dinleyen her eğitimci O’nun bu bakış açısından etkilenir. “Eğitim 2023” diyerek yola çıkılan “bulma” çalıştayında da işte aynı güçlü yan buram buram hissediliyordu. Ziya Selçuk yaptığı açılış konuşmasında toplantıya davet edilen isimlerin seçimini ve mesleki çeşitliliğini ortaya koyar biçimde şunları söyledi; "Biz biraz araştırma için, sorgulama için, akıl için, kalp için buradayız. İyi ki buradasınız. Eğitim sadece eğitim değildir çünkü. Eğitim antropolojidir, nörobilimdir, biyolojidir, ilahiyattır, felsefedir." 

Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Ziya Selçuk`un ilham verici açılış konuşmasından sonra her masa bir odada toplandı ve çalışmaya başladı.

Nasıl bir müfredat, nasıl bir öğretmen, nasıl bir okul ortamı, bölgeler arası eğitim farklarını gidermek için yapılması gerekenler neler, sınavlar nasıl olmalı, değerlendirme, ölçme, denetim ve özdenetim mekanizmaları nasıl çalışmalı, kültür, sanat ve spor eğitim sistemimizde nasıl yer almalı gibi sorular eşliğinde düşünüldü çalıştayda.

Bir futbol antrenörünün ve otomotiv sektöründen bir yöneticinin de yer aldığı bizim 9. masada “bulma” ruhu hemen yakalandı. Açılış konuşmasında "Ortak akıldan uzaklaşıp ezberleri bozmamız lazım." diyen Ziya Hoca’yı sanırım iyi anlamıştık. Herkes olduğu gibi, çeşit çeşit ama tek yürekti…

Ben tabii ki en çok “Nasıl bir öğretmen?” sorusuna katkı sağladım. Cevabı en basit soru buydu belki ama en çok bu soru üzerine konuşuldu bizim 9. masada…

Eğitim özgürleşme aracıdır!

Aslında hem bu çalıştayda hem de eğitim konusundaki her konuşmada işin A’sı, eğitimden beklentimizi tanımlamakla başlıyor. Eğitim; formatlar mı, formatlamaz mı, sınav mı, sonuç mu, meslek sağlayıcı mı, kültür biriktirme, transfer etme aracı mı? Eğitimden neler bekliyoruz?

Herkesin bir fikri var tabii ama konunun özüne değineceksek, eğitimin bir özgürleşme aracı olduğunu kabullenmeliyiz önce. “Efendim çocuklar özgürleşsin ama sınırını da biz koyalım.” diyerek olmaz bu iş şüphesiz. Özgürleşmeyi evrensel değerlerle algılamaktan başka şansımız yok.

Müferadat demeden önce de öğrenmeye bakış açımızı sorgulamamız lazım mesela. Öğrenme, kazanım, ders çıktısı gibi kavramları doküman esaslı değil, hayat esaslı tanımlayabilmeliyiz. Hayatı anlama ve anlamlandırma sanatını çözen “bulucular” bu konuda yol açıcı olmalı hepimize.

Anlam bulmak ve bağ kurmak şimdilerde, özellikle iş hayatında en çok konuşulan iki kavram. Hayatla ilişkimizi belirleyen bu kavramlar öğrenmenin de temeli aslında. “Beyin nasıl öğreniyor?” sunumunu Dr. Kerem Dündar’dan defalarca dinledim. Sizlere de tavsiye ederim. Anlamak ve bağ kurmak aşamalarını beyin üzerinden giderek anlamlandırmak çok daha kolay. Beyinin nasıl öğrendiğini bilmek ve öğrenmeyi anlamak, eğitimi yapılandırmak adına gerçekçi bir yol haritası çıkarmak için çok hayati…

Nasıl bir öğretmen?

Eğmek kökünden gelen eğitim, Türkçe açısından nasıl talihsiz bir kelimeyse öğretmen kelimesi de o derece talihsiz bence. Bugün, öğreten anlamının çok ötesine evrilmiş olan öğretmen artık bir öğrenme yolcusu, aynı öğrencileri gibi… O yüzden “Nasıl bir öğretmen?” sorusuna cevap bulmak için “Nasıl bir öğrenen?” diyerek odaklanılmalı.

Seçilmiş öğrenen

Öğretmenlik (benim anladığım anlamda mentorluk) bilmek üzerine değil, öğrenmek üzerine kurgulu bir meslek. Meraklı olmak, araştırmacı olmak gibi ön koşulları var.  İyi bir takım oyuncusu olmak çok önemli bu işte. Geçmişle bağı güçlü, geleceğe karşı umutlu ve hevesli ancak şimdinin gücüne de vakıf olmak şart. Açık iletişim konusuna hakim, sahne sanatlarında güçlü, sadece sevgi dolu değil, sevgiyi aktarmayı bilecek derecede empatik olmak da zorunlu. Bugünün öğretme modeli tutkuları tetiklemek üzerine kurulu. Ancak çalışkan, üretken ve ilham veren kişiler öğretmen olmalı…

Şüphesiz hiç bir merkezi sınavın ölçemeyeceği bu gereklilikleri aramak ve bulmak yine bir insan işi. O yüzden oturup “Nasıl öğretmen seçmeliyiz?”i de tartışmalıyız bir kenarda da… Liyakatı toplumda bir ön koşul haline getiririp hemen arkasından öğretmen seçme işini birebir ustalar eşliğinde yapmaktan başka çaremiz yok gelecek için.

Dayanıklı öğretmen

Seçilen öğretmenlerle eğitim alanında umulan değişikliği yapmak çok mümkün gibi görünse de bu sürecin sürdürülebilir olması için ayrıca çaba göstermek gerekli. Öğretmenlik bir performas mesleği ve öğretmenin psikolojik dayanıklılığı, esnekliği çok önemli. Her yıl aynı süreçleri sil baştan yaşayan, benzer sorulara muhattap olan, sürekli aynı işi yapan (!) öğretmen, öğrencilerinin farklılıklarını görmekte körleşebilir zamanla. Öğretmenlerin desteğe ihtiyacı var, evet. 9. Masadaki katılımcılardan Maya Vakfı Genel Müdürü Jülide Ergin, her öğretmene yıl boyu psikososyal katkı sağlanmasının önemine vurgu yaparak bu konuyu dile getirdi ve öğretmenlerin dayanıklılığına ve esnekliğine düzenli bir planda destek olunmasını önerdi.

Mesleki itibar

Saydığımız şu gerekliliklere haiz, dayanıklı, esnek bir öğretmeni kim iş sürecine eklemek istemez? Sadece okullar için sormuyorum bu soruyu hem de... Bu profilde, iyi yetişmiş bir öğretmen, her alanda aranılan bir insan gücü değil midir? Siz olsanız fabrikanızda ya da milyarlarca liralık yatırımlarınızın içinde böyle, bugünün ve dünyanın farkında, iletişim yönü güçlü, öğrenen bir çalışkanın olmasını istemez misiniz? Öğrenen öğretmenler sadece eğitim alanında değil, genel olarak her iş kolunda aldıkları eğitim ve yetişmişlikleriyle aranılan insan haline gelemezler mi? İşte bunu başarmak önemli, işte bu itibar demek...

Öğretmenler için itibar bir maaş meselesi değil, pek çok öğretmen dostum sayesinde yakından biliyorum bunu. Zira aradığımız, seçilmiş öğretmen, liderlik vasıflarıyla her zaman talep görür ve her zaman madden ve manen kazanır zaten.

İtibar, içeriğin iltifatıdır. Öğretmenlik mesleğinin itibarı azaldı diyorsak içeriğini zayıflattığımızdandır. Toplumlar yapaylıklara kanmaz, hele çocuklara asla “mış gibi” yapılamaz. Hem öğretmenliğe kutsal deyip hem de “Bari benden bir tık daha iyi olsa çocuğumun öğretmeni.” diye hayıflanmak bu ülkenin “mış gibi” halidir. Eğitimdeki tıkanıklığımızın sebebi de budur aslında.

Felsefesi güçlü bir sistem

Bir ülkede eğitim “-mış gibi” yapılmaya başladıysa ilk tükenmiş olan felsefe demektir. Yapısal sorunlar teknik önlemlerle zaman içinde aşılabilir ama eğitimin felsefesi yapılandırılmadan özgürleşme olmaz.

Bu gün Türkiye’de eğitim sistemi sınavlarla eş anlamlı halde. Eğitim sistemi değişiyor denilince, herkes yeni bir sınavın gündemde olduğunu düşünüyor. Bu da tükenen felsefenin en güzel kanıtı. Yeniden yapılanma dediğimizde dikkatli olmalı ve toplumda nasıl yansıma bulduğunu da iyi gözetmeliyiz. “Bu toplum Katip Çelebi´den beri, 1610´dan beri arıyor. Artık bulalım. Tanzimattan beri arıyor. Artık bulalım. Bulduğumuz şey aslında aslında olduğumuz şey. Dolayısıyla bulmakla olmak arasındaki ilişkiyi biz kurduğumuzda zaten meselenin çok büyük bir kısmı çözülmüş olacak.” diyen Ziya Selçuk’u anlamak bu gözle çok daha önemli…

Kısaca; eğitimdeki sorunumuz bilmemekte değil bulamamakta… Yolu bilmiyor değiliz, en değişik on cevaptan birini de aramıyoruz şüphesiz. Bulmak bir metafor burada. Aramanın biçim değiştirmesinin zamanı geldi demek. Eğitimdeki sorunlarımız, toplumsal sorunlarımızla aynı zira… Sorun üretmek değil, tüketmek temelli hayatta kalma biçimimizde. İnsanın insana kulluğunu kabul edişimizde. Sorun kabul görmek için taviz vermemizde. Öğrenmekten değil, bilmekten hatta biliyormuş gibi yapmaktan güç alışımızda… Geleceğe bakarken bugüne körleşmemizde. Kadim geçmişimizin izlerini silikleştirmekte sorun… Ahlak, adalet, eşitlik gibi, insanın toplumsallaşırken en çok ihtiyacı olan kavramları evrensel düzeyde algılayamıyor olmamızda… Toplumsal değişime olan iştahsızlığımızda sorun…

Eğitimi, müfredat, bina, içerik, kazanım, ders saatleri üzerinden tartışmak güzel ama ilk dokunmamız gerekenler bunlar değil, öğretmenler. Öğretmenlere yapısal sorunlara odaklanır gibi dokunamayız ancak. Öğretmenliği anlamak için eğitimi felsefi boyutta hissetmeye hazır bulunmalıyız. 

"Bu ülkenin hali ne olacak?” ile “Nasıl bir öğretmen?” sorularının cevapları aynı yollardan geçerek bulunacak sonuç olarak... 

Evet, toplumun farklı kesimlerinden ve uzmanlık alanlarından temsilcilerin buluştuğu #Eğitim2023 çalıştayına bilimden sanata, hukuktan medyaya, spordan iş dünyasına, sendikalardan düşünce kuruluşlarına kadar 21 farklı alandan 100’ün üzerinde eğitim gönüllüsü katıldı. İzledi, paylaştı, öğrendi, bulmaya heveslendi… Milli Eğitim Bakanımız Prof. Dr. Ziya Selçuk’un ilham veren açılış konuşmasını kaçıranlar ya da tekrar izlemek isteyenler için link burada…

Yeni nice öğrenmelere…

 

Ece Karaboncuk

Eğitim ve Eğitim Editörü

Twitter: @EceKaraboncuk

Instagram: @KaraboncukEce


 

Eklenme Tarihi: 11:11 09-09-2018
Ece Karaboncuk Eğitim2023 Ziya Selçuk MEB